BÖLÜM 9

BÖLÜM 9 Hayatta lehimize ve aleyhimize olan hırslar vardır. Lehimize olan hırslar hayatımıze iyilik ile güzellik getirdiği gibi başkalarının hayatına güneş gibi doğmamızı sağlar. Ama aleyhimize olan hırslarımız ise işte en tehlikeli olan onlardır. Emelimize ulaşabilmek için kendimizi mahvettiğimiz gibi başkalarının hayatına da karanlık gibi çökmemize neden olur. En kötü özelliği de emelimize ulaştığımızı sanarken arkamıze dönüp baktığımız da herşeyi kaybettiğimizi farkederiz. Hayriye de hırslarının kölesi olmuş durumdaydı. Sırf oğlu ile Gülbahar'ın arasını açmak için tüm mahalleye oğlunu nişanladığını söylemişti. Aslında soylediği şey yalan da değildi. Serap olmasa bile Gülbahar haricinde herkes onun için bir gelin adayı olabilirdi. " Mehmet ağabey yok mu Hayriye." Oğlunu nişanladığını her yerde anlatınca Sebiha hergün kahve içmek niyetiyle soluğu onlarda alır olmuştu. " Yok amcasının hanımı vefat etti de başsağlığı için Ankara'dan döner dönmez Elbistan'a gitti." " Gelin hanım nasıl iyi mi" " İyi iyi." Sebiha'nın içinde söylemesi gereken bir şey var gibi kıvranıyordu. Tam ağzını açacaktı ki elinde kahveler ile içeri Emine girdi. " Buyur kahveni Sebiha teyze. Gelin demeyelim daha ortada fol yok yumurta yok. Tatilde ne olacağı belli olmaz." Hayriye Emine'ye ters bir bakış atıp Sebiha'ya fakettirmeden bacağına bir cimcik attı. " Kızım birbirlerine gönül vermişler bize de susmak düşer." dedi Hayriye. Seher bacağını ovuşturdu. " Sen ağabeyimin her gönül verdiği ile evlendirmeye bu kadar meraklı mıydın?" Hayriye bu sefer Emine'nin bacağına daha derin bir cimcik bıraktı. " Gene düştü çenen Emine." Emine bu sefer yüzünü acıdan buruşturup bacağını daha hızlı ovmaya başladı. Sebiha ise içindekini artık tutacak halı kalmamıştı. " Madem bu iş bu kadar ciddi bunu söylemezsem çatlarım Hayriye." Emine çok sessiz bir şekilde " Sanki iş ciddi olmasa söylemeyeceksin." demesi ile Hayriye öldürücü bakışlarını gösterdi Emine'ye. Bu bakış bir daha konuşursan seni mahvedeceğim bakışıydı. Sebiha' ya döndü sonra " Anlat bacım ben dinliyorum seni." " Ökkeş'in kızı Gülbahar varya senin Kemal ile mektuplaşıyorlarmış. Kemal aslında onunla nişanlancakmış gelince. " Hayriye yalandan bir gülüş attı. " Yok kız yanlış anlaşılmadır. Gülbahar kim benim oğlum kim." " Yok bacım ne yanlış anlaması benim oğlan aracılık ediyormuş mektuplaşmalarına. Geçen de kardeşine anlatırken duydum nişanlanacak allahın izni ile onlar. Kavuşcaklar sonunda diyordu." Hayriye duydukları karşısında kaşlarını çattı. Sebiha'nın üstüne doğru yürüdü. " Ben kimle dersem onunla evlenecek. O sünepe nakışçının kızı ile oğlumu evlendirmem." Evlendirmem kelimesini üstüne basa basa ve heceleyerek söylemişti. Sebiha Hayriye'nin tavrını görünce elinde ki kahve fincanını yan tarafa bıraktı. " Tamam bacım ne dedim ki sinirleniyorsun şimdi. Neyse ben kalkayım artık. Kahve için çok sağolun." " Sen biliirsin hadi selametle." Sebiha dış kapıya doğru ilerledi. Hayriye de geçirmek maksadıyla eşlik etti. Kapıyı açtıkları zaman Gülbahar'ın babası Ökkeş ile karşı karşıya geldiler. Hayriye Ökkeş'i görünce " Ökkeş efendi senle konuşmam gereken bir şey var." dedi. Ökkeş Hayriye'ye döndü. " Buyur Hayriye bacı." " Bir dakika bekle. Hemen geliyorum." Hayriye eve girdi. Çekmece de sakladığı Kemal ile Serap'ın resmini aldı. Tekrar dış kapıya doğru ilerledi. " Al bak buna." Elinde ki fotoğrafı Ökkeş'e uzattı. Ökkeş şaşkın bir şekilde elinde ki fotoğrafa bakıyordu. " Bu ne bacım tutuşturdun elime." Hayriye gıcık bir gülümseme takıldı. " Kemal'i tanıyorsun. Onu deneme gerek yok. Yanındaki de gelinim. Tatilde nişanlanacaklar allahın izniyle." " Eee ne yapayım Allah mesut etsin." " Senin kızın olmasa mesut olacaklar ama" Ökkeş' in gözlerinde ki şaşkınlık ifadesi hafiften sinire dönmeye başlamıştı. " O ne demek bacım ne alakası ver benim kızımla." Hayriye elini beline koydu. " Ne olacak senin kızın durmadan oğluma mektup yazıp rahatsız ediyormuş. Ayıp olmuyor mu Ökkeş efendi başı bağlı adamı rahatsız etmek." Ökkeş duydukları karşısında sınırlı bir şekilde elini havaya kaldırıp sallayarak " Sen ne diyorsun be kadın kanıtın var mı." " Sebiha'nın oğlu götürüyormuş mektupları." Sonra Sebiha'ya döndü. " Kız söylesene doğru söylüyor Hayriye desene." Ökkeş büyük bir hırsla Sebiha'ya döndü. " Doğrumu bacım." Sebiha' çekingen bir tavır takılarak. " Doğru Ökkeş gardaş. Gözümle gördüm." Ökkeş elini tırnakları etine batacak şekilde yumruk yapıp sıktı. Hemen evine gidip kızından duydukları karşısında hesap sormak istiyordu. Arkasını döndüğünde Gülbahar ile göz göe geldi. Kızı kendine doğru yaklaştı. " Bana ben de" Gülbahar sözünü tamamlamadan Ökkeş okkalı bir tokat salladı. Attığı tokat ile Gülbahar yere savruldu. Kızın daha kalkmasına izin vermeden ikinci tokatı da savurdu. Babası Gülbahar'a her vurduğunda öfkesi daha fazla artıyordu sanki. Gülbahar her dayak yediğin de etrafına bir sürü insan toplanıyordu. Toplanan insanlar Ökkeş'in öfkesinden o kadar korkuyordu ki kızı babasının elinden almak yerine sadece seyrediyorlardı. Ökkeş'in bağırmalarına ve Gülbahar'ın haykırışlarını duyan annesi ve kardeşi hızla evden çıkmış Gülbahar'ı korumaya çalışıyordu. Lakin korumaya çalırken Gülbahar'a inen her darbeden onlarda nasibini alıyordu. Hasan ise Gülbahar'ı kurtarmak için araya girmeye yeltendi. Ama annesi kolundan tutup " Dur Hasan haketti bu sürtük onu." Hasan annesine sinirle baktı. " Ne diyorsun sen ana." Tam tekrar kurtarmak için yeltenmişti ki Sebiha oğlunun kolundan tekrar tuttu. " Nişanlı adama kendini yamamaya çalışan kız dayağı da hek eder. Başka her şeyi de" Hasan daha sert bir bakış attı annesine " Kemal'in Gülbahar'a yan gözle bakmadığını nerden biliyorsun anne." Kolunu annesinin elleri arasından hızla çekip Ökkeş'in yanına ilerledi. Ökkeşin kolundan tuttu. " Yapma Ökkeş emmi öldürcen mi kızı. Baksana helak oldu kız dayaktan. " " Bırak Hasan bu şırfıntı rezil etti beni" Hasan tekrar Ökkeş'in önüne geçti. " Kemal de Gülbahar'ı seviyordu. Evlenecekti okul bitince. Bana söyledi bizzat Ökkeş ağabey." " Bu kız oğlumun aklını celmeye çalıştı oda bir anlığına sevdiğini sandı." Hayriye yere düşen Kemal ile Serap'ın fotoğrafını eline aldı. Gülbahar'ın önüne attı. " Bak fotoğrafları bile burada. Tatilde söz kesiceğiz." Gülbahar fotoğrafı eline aldı. Kemal ve yanında orta boylarda bir kız oturuyordu. Kız Kemal'in koluna girmişti. Şu an içi o kadar yanıyordu ki vücüdunda ki yaraların sızısını bile hissedemiyordu. Seher daha fazla dayanamadı. Ayağa kalktı ve Hayriye'nin üstüne doğru yürüdü. " Bana bak Hayriye o sünepe oğlun bu mahalleye taşındık taşınalı kapımın önünden ayrılmadı. Kızımın aklını çeldi. Ona mektuplar yazdı. Hatta bir mektubunda kış tatilinde seni istemeye geliceğim demiş kızıma ümit vermişti. Ama oğlunu iyiki başkası ile nişanladın. Yoksa benim kızım senin gibi karektersizin evine gelin gidecekti." Sonra kocasına döndü. " Sen de bir daha kızıma el kaldırırsan alır çocuklarımı giderim. Sende sik gibi meydanda kalırsın." Mahallede derin bir sessizlik hakim oldu. Herkes Seher'in söylediklerini pürdikkat dinliyordu. Seher söylediklerini tamamladı ve kızını yerden kaldırıp Ayşe'yi de yanına alıp evine girdi. Ökkeş de arkalarından eve yöneldi. Hayriye ise Seher'in söylediği sözlere karşılık veremediğinden dolayı burnundan soluyordu. Mahallenin ona doğru iğneleyici bakışlarını farkedince sinir seviyesi daha da arttı. " Ne bakıyorsunuz be ayımı oynatıyoruz. Herkes dağılsın haydeee." Mahalleli dağılırken hızla yürüyüp evine girdi. Bahçede Emine kollarını birbirine bağlamış onu izliyordu. " Ağabeyim gelince az önce olan kıyametin iki katı kopacak ve bu sefer yenilen sen olacaksın anne." " Sus kız ben işimi bilirim. Gir içeri bulaşığı yıka. Karışma bana." Hayriye şimdilik Gülnahar'ı oğlundan uzaklaştırdığı için zafer kazandığını düşünüyordu. Ama bilmediği bir şey vardı. Kader..... Kader yazdıysa dünyanın tüm engeller de konulsa yaşanacakların asla önüne geçilemez. **************** 35 YIL SONRA FERİT'TEN Kaybetmek.... Üç hece olan söylemesi basit bir kelime. Bu söylemesi basit olan kelimeyi yaşamaya gelince ölmeden cehenneme gitmek gibi bir şey. Operasyon için geldiğimiz köyün etrafını temizlemiştik. Başlarında ki şerefsizi bulamadığımız için köyde ki evlere tek tek bakma kararı almıştık. Furkan ve Asil'i hangarda bulduğumuz çocukları hastaneye nakletmemiz için köyün girişinde ki örgüte ait geniş arabaları bulmak için yollamıştım. Turan gelen tehlikeye karşı bir yere kuluçlanacaktı. Hangarda bulunan çocukların durumu pek iyi değildi. Bu nedenle Firuze onların başında bekliyordu. Ben ve diğerleri de köyde ki evleri kontrol etmeye başlamıştık. Köy fazla büyük değildi. Gelecek olan herhangi bir saldırıya karşı elimizi çabuk tutmalıydık. Allah'tan köy de hangarda ki çocuklardan başka olan kimse yoktu. Zira olsalardı diğer sivilleri düşünmek için ayrı bir plan yapmak zorunda kalacaktır. Kontrole doğudan Sena,Ömer, Oğuzhan batıdan ise ben ve Melek ise doğudan ilerleyecektik. Kızları daha güvende olmaları için dağıtmıştım. Ne kadar profosyonel olsalarda risk durumunda nasıl davrandıklarını bilmeden hayatlarını riske atamazdım. İlk girdiğimiz eve kapısını ayağımla itekleyerek açtım. Önde ben arkamdan Melek girdi. Ev iki odadan oluşuyordu. Melek sağ tarafdaki odaya ben ise sola baktım. Yerde sofra seriliydi. Üzerinde yarım kalmış yemekler bulunuyordu. Anlaşılan köyü bastığımız da yemek keyiflerini yarıda kesmiştik. "Ev boş komutanım." Melek yanıma geldi. " Yediklerini kursaklarında bırakmışız." Gülümsedim. Tam da düşündüklerimi dile getirmişti. " Aynen öyle olmuş. Hadi vakit kaybetmeden diğer evlere de bakalım." Melek başını onaylar manasında salladı. Hemen diğer evlere bakmaya başladık. Ama lanet olası herif bulamamıştık. Şerefsizin köyün arka tarafından kaçma ihtimalini düşünmek bile istemiyordum. Son eve vardığımız da kapı açıktı. Gene ben önden içeri girdim Melek ise arkamdaydı. Tüm odaları dikkatli bir şekilde kontrol ediyorduk. Ama kimse yoktu. Bu evin diğerlerinden farkı ise uzun zamandır kimsenin bu eve uğramamış gibi durmasıydı. Melek odaları kontrol edip yanıma geldi. " Burası da temiz komutanım." Sinirlerim tepeme çıkmıştı. Kendime hakim olamayıp elimi duvara vurdum. Melek yaptığım bu hareketi beklemiyordu. İkinci kez sinirimi duvardan çıkarmak istediğimde Melek birden elimden tuttu. " Komutanım bulacağız." Sonra elimi avucunun içerisine aldı. " Eliniz ne hale gelmiş. Kendinize değil çocukları bu hale getirenlere zarar vermemiz lazım. " Elimi tutunca kalbim bir değişik atmaya başlamıştı. Sanki hızlı ve öfkelide ki torettonun araba kullanması gibiydi. Elimi yavaşça çektim. " Ömer'ler de bulamamışsa etrafa dağılalım. Uzaklaşmış olamaz." " Tamamdır komutanım." Dışarı çıkmak için hareketlenmiştik ki bastığım yerde tuhaf bir ses farkettim. Sanki batığım yerin altı boş gibiydi. Melek ile göz göze geldik. Oda çıkan farklı sesin farkına varmıştı. Kontrol etmek için yere eğildim. Elimle yerlere dokunduğum da bir parmağın sığacağı kadar delik vardı. Elimi delikten sokup havaya kaldırdığım da kare şeklinde bir kapak açıldı. Kapağın ardı küçük bir odaya çıkıyordu. Odaya inen bir merdiven vardı. Merdivenlerden temkinli bir şekilde aşağı indik. Yeleğimin cebinden el fenerini cıkarıp etrafı aydınlatmaya çalıştım. Bulunduğumuz oda da merdivenlerin tam karşısın da bizi masa ve sandalye karşılıyordu. Dolabın sağ tarafında boyu yerden tavana kadar olan dolap mevcuttu. Dolapların bakmak için ilerlememiştim ki " Silahını bırak asker" diyen bir ses duydum. Yavaşca arkamı döndüm. Biri Melek'in kafasına silah dayamıştı. " Elinde ki silahı yere bırak. Askerrrerr..." " O kızın kılına zarar gelirse seni yaşatırken öldürürüm." dedim. Alaycı bir tavırla " Korkacağımı mı sandın asker. Şimdi o elinde ki silahı yere bırak ve ayağınla bana doğru it." Paniğe kapılmadan karşımda duran gerizekalıyı alt etmem gerekiyordu." Bak mantıklı düşün. O kızın kılına zarar gelirse seni rahat bırakmayız. " Melek ise benden daha sakindi. Gözlerinde bir gram korku bile yoktu. " Beni öldürebileceğine emin misin? ." dedi " Ahh güzelim senin gibi güzel birini öldurmek istemezdim ama maalesef bunu yapmak zorundayım." Melek hafif tebessüm etti " İyi bunu sen istedin o zaman " dedi ve sonra adamın karnına bir dirseğiile vurdu.. Elindeki silah patladı ama kurşun tavana doğru denk geldi. Sonra bir yumruk attı. Ardında bende Melek'i geriye saavurup adamın boğazına yapıştım. Nefessiz kalmaktan gözleri büyümüş ve morarmaya başlamıştı. Melek omuzundan tutup beni geri çekmeye çalıştı. " Komutanım sakın kalın bize bu şerefsiz sağ lazım." Melek'in dedikleri benim sinirimin dinmesine yetmiyordu. " Komutanım eğer ona bir şey olursa baştan kaybederiz." Son duyduğum cümle ile kendimi geri çektim. Adam bir yandan nefes almaya çalışırken bir yandan ise öksürüyordu. Yakasından tuttum hızla merdivenlerden çıkarttım. Yürürken tökezliyordu ama bu benim umrumda bile değildi. Evin dış kapısına çikarken yere savurdum adamı. Yere düşmesi ile hunharca gülmeye başladı. Bana dönüp " Asla bir şey elde edemeyeceksin asker." Yüzüne bir tokat savurdum. " Ne saçmalıyorsun lan sen." dedim. " Komutanım kulaklıktan kimseye ulaşamıyorum." Melek'in yanıma gelip uyraması ile bende kontrol amacıyla kulaklığıma dokundum." Ömer ne durumdasınız. Rapor ver hemen." Cevap alamıyordum. Yerdeki gülmeye devam eden rezil " Sana demiştim asker istediğini elde edemiyeceksin." Elini havaya kaldırıp parmakları ile hareket yaptı. Bir roketatar hangara doğru fırlatıldı. Hangar birden alev almaya başladı. Firuze kardeşim hangardaydı. Daha yeni bulduğum gülyüzlüm ateşlerin arasında kalmıştı. " Firuzeeeeeeeee" yanan hangara doğru koşmaya başladım. İçimde sanki yanardağlar patlıyordu. Ben kardeşime daha yeni kavuşmuştum. Daha yapacak çok şeyimiz vardı onunla. Yapamazdı. Beni bırakamazdı. Hangarın oraya doğru koştum. İçeri girmeye çalıştım. Onu kurtarabilirdim. Yada birşey olduysa ben de onunla ölmeliydim. " Komutanım Firuze hangarda değil." duyduğum Melek'in sesiydi. Arkamı döndüğüm de Furkan'ın Firuze' yi kucağına almış köyün çıkışından aldığımız arabaların birine götürdüğünü gördüm. Arabaya doğru tüm gücümle koştum. Furkan dikkatli bir şekilde Firuze'yi arabanın arka kısmına yatırdı. Hemen yanına geçip başını kucağıma aldım. Melek de hemen Firuze'nin yanına geçip muayene etmeye başladı. Arabanın arkasında ki koltuklar çıkarılmış olduğundan dolayı hareklerimiz kısıtlanmıyordu. " Vücudunda kanamalı bir yarası yok. Patlamadan dolayı başını çarpmış ondan dolayı bayılmış olabilir. Karargahtaki revire gidelim." " Hayır hastaneye gidiyoruz. Ne biçim doktorsun sen. " Sinirle karşılık vermiştim. " Komutanım mantıklı düşünün. Buraya en yakın hastane Silvan da. Bizim görev yapacağımız yer. Gidersek her şey mahvolabilir. Revirde hallederim daha kötü koşullarda daha kötü hastaları iyileştirdim." Derin bir nefes alıp verdim. Bu kız şu an dogruları söylediği için çok fena sinirimi bozuyordu. Şoför koltuğuna baktığım da Furkan'ın çoktan direksiyona geçip arabayı hareket ettirdiğini yeni farkediyordum. " Furkan duydun karargaha gidiyoruz." Kardeşimin yüzünde ki yarası dikkatimi çekti. O güzel yüze o yara hiç yakışmıyordu. Firuze benim canımdı. Canımın ötesiydi. İçimde şu an hayatımda ki en derin pişmanlığı yaşıyordum. Yaklaşık yarım saatin sonunda karargaha ulaşmıstık. Arabadan önce Melek indi. Sonrasında dikkatlice Firuze'yi kucağıma alarak hızlı adımlarla revire doğru ilerledim. Revirde içeri girip yavaşça sedyeye bıraktım. Melek " Komutanım dışarı çıkın. " dedi. " Hayır burada kalacağım." " Komutanım dışarı çıkın. İşimi engelliyorsunuz." " Çıkmıyorum. Kardeşim o benim. Uyanan kadar buradayım." " Şimdi mi aklınıza geldi kardeşiniz olduğu. Yada sevgiliniz mi demeliydim." Sabahtan beri yaşadığım olayların üzerine son söylediği sabrımın taşıran son damla olmuştu. " Sen ne diyorsun beeeeee." " Ferit çıkalım rahatça işini yapsın. Bizim burada hiç bir faydamız olmayacaktır." Furkan kolumdan tutmuş beni çekiştiriyordu. Bir hışımla revirden çıkıp kapının onünde beklemeye başladım. Yıllar önc içime yerleşmiş korku gün yüzüne çıktı. Onbeş yaşımdaydım. Annem o vicdansız hastane odasında yatıyordu. Nefesi zor alıyordu. Gül gibi yüzü solmuş kanı çekilmiş gibiydi. Kemal baba annemi görmemiz için bizi hastaneye getirmişti. Annemin yattığı odadan içeri girdiğimizde gözlerinde yaşadığı son sevinci gördüğümden bir habersizdim. Firuze hemen yatağa doğru koşup anneme sarıldı. " Annem seni çok özledim. Ne kadar kalacaksın burada." " Annem iyileşeyim hemen geleceğim." Sonra bana dönüp elini uzattı. " Ferit yavrum gelsene yanıma." Elini tutup yanına oturdum. İkimizi de göğsüne yasladı. " Anne babam gibi sen de gidecek misin?" Sorduğum soru annemin gözlerinden bir damla yaşın süzülüp başıma degdiğini hissettim. Bizi göğsünden uzaklaştırdı." " Bana bakın ballarım. Eğer bir gün ben sizin yanınızda olmazsam siz birbirinize emanetsiniz. " İkimizde onaylarcasına başımızı salladık. Firuze o an hiçbir şeyin farkında değildi. Ama ben farkındaydım. Annemin bir kaç gün sonra bizden sonsuza dek ayrılacağının farkındaydım. "Komutanım" sesi ile daldığım hüzünlü hayalden uyandım " Firuze uyandı." Saatlerdir tuttuğum nefesi büyük ferahlıkla vermiştim. Koşarak içeri girdim. Firuze'nin yattığı sedyenin yanına oturdum." Kardeşim. Gülyüzlüm nasılsın?" Gözlerinden yaşlar akıyordu. Yüzünü ellerimin içine aldım. " Ne oldu Gülyüzlüm. Bir yerin mi acıyor." Başını sağa sola salladı. " Çocuklar ağabey onları kurtaramadım. Minicik yaşlarında nasıl bir işkenceye maruz kaldılarsa korkuyorlardı. Çok hastalardı. Kurtarabilirdim. Ama yapamadım ağabey. Geri döneceğim yanınıza alacağım sizi dedim. Ama yapamadım." Göğsümde hıçkırarak ağlıyordu. Ellerini tekrar yüzüme aldım. " Senin o an yapabileceğin hiç bir şey yoktu. Yanlarında olsan bile hepsini kurtarman imkansızdı. Sakın üzülme. Eğer seni teselli edecek ise söz veriyorum. O çocukların intikamını alacağım. Hatta beraber alacağız. " Birden bana sıkıca sarıldı. Aynı şekilde ben de karşılık verdim. Kokusunu içime çektim. " Artık ayrılık yok değil mi". " Yok kardeşim. Ayrılık yok." Annem şu an eminim bizi tebessüm ile izliyordu. Ben ise sonunda kardeşime kavuşmuş olmanın mutluluğunu yaşıyordum. Bazen yollar kendi isteğimiz ile ayrılır sevdikleriniz ile bazen ise elimizde olmadan. Önemli olan yolları birleştirmesini bilmektir. Benim kardeşim ile ayırdığım yollar kadermiydi yoksa o dönem bulunduğum şartlardanmıydı bilemem ama şu an hayatımda yer eden acı anılardan biri olarak kalacağından eminim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 1

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 3

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 2