AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 1

 

BÖLÜM 1

Aşk yeryüzüne düştüğü zaman tutunabilecek bir canlı aramış. Bu nedenle yeryüzünde bir canlı bulabilmek için gezinmeye başlamış. Ama ne kadar ararsa arasın hiçbir şey bulamamış. Günden güne erimiş bitmiş. Sonra tam umudunu yitirmişken insan çıkmış karşısına. Aşkı gören insan acımış ona almış avuçlarına. İnsanın tutunabileceği bir canlı olduğunu anlayan aşk yaşayabilmek için insanın elinden uçarak kalbine yerleşmiş. İnsan ise elinden birden kaybolan aşkın nereye gittiğini anlamadan yoluna devam etmiş.

Sonra günlerden bir gün insanın yolu bir peri ile kesişmiş. Aşk bu periye kapılıp insanın kalbini öle bir ele geçirmiş ki insan ne olduğunu anlamadan perinin peşinden koşar olmuş. Zamanla da peri insana meyletmiş. Lakin aşk bu duruma hiç memnun değilmiş. Çünkü peri aşka değil insana ilgi gösteriyormuş. Perinin aşka değil de insana duymuş olduğu bu ilgi karşısında, aşk insanın kalbinde yanmış bir küle dönüşmüş. Bir süre sonra küllerinden doğup sevgiyi meydana getirmiş. Bu sevgi insanın kalbini beslemiş. Uzun yıllar mutlu bir şekilde peri ile sevgi sayesinde yaşayabilmiş.

Kemal elinde ki kitaptaki cümleleri okurken sevdiğini düşünüyordu. Gülbahar'ın bal renkli gözlerini kahverengi saçlarını hayal etti zihninde. Şimdi yanında olsa elini tutsa yüzü kızarırdı. Yatağında uzanmış sevdiğini düşünürken kapının açılması ile gözlerini araladı Kemal. Gelen kız kardeşi Emine idi. Emine on bir yaşında tombul bir kızdı. Annesi her zaman saçlarını yanlardan iki tane belik yapardı. Bu da Emine’ye çok yakışırdı.

Emine içeri girip ‘’ abiii anam di ki abin hazırlansın otobüsü kaçırabilirmişsin.’’ Kemal tıp fakültesini bu yıl kazanmıştı. Okumak için Kahramanmaraş’tan Ankara’ya gidecekti. Bu nedenle içinde hem hüznü hem de sevinci bir arada yaşıyordu. Seviniyordu sonunda çok çalışmış istediği bölümü kazanmış ailesini gururlandırmıştı. Üzülmüştü çünkü Gülbahar’ı artık istediği zaman göremeyecek onun güzel gözlerine bakamayacaktı.

Kız kardeşine dönerek ‘’ Anama de her şeyim hazır. Sadece birkaç işi halledebilmek için dışarı çıkacağım.  Gelince babamla birlikte gideriz otogara.’’ Kemal kalkıp kapıya doğru yöneldiği sırada Emine biraz yüksek sesle ‘’ O azıcık iş dediğin güller ile baharlarla ilgili olmasın ağabey.’’ Kemal Emine’nin böyle söylediğini duyunca hızlı bir hamle ile Emine’nin ağzını kapattı. ‘’ Sus kızım biri duyarsa ayıkla pirincin taşını.’' Ağzı kapalı olan Emine Kemalin bu sözleri üzerine hiç durmadan bir şeyler diyordu lakin ağzı kapalı olduğundan dolayı anlaşılmıyordu. ‘’ Hiçbir güç seni konuşmaktan alıkoymuyor dimi Emine’’ dedi Kemal ve sonra devam etti. ‘’ Bak şimdi ağzını açacağım. Bu konu ile ilgili kesinlikle hiçbir yerde konuşmayacaksın. Duyarsam o çok sevdiğin kırmızı ayakkabılarını alır çöpe atarım.’’

Emine bu tehdit karşısında başını iki kere sallayınca Kemal ellerini ağzından çekti. Emine ise derin bir nefes aldı. ‘’ Giderayak beni öldürcen mi ya oy nefesim kesildi.’’

-          Sende olur olmadık yerde olur olmadık şeyler konuşuyorsun kızım napalım.

-          Offf tamam konuşmayız.

-          Aferin ben gidiyorum o zaman.

Kemal tam kapıdan çıkacakken Emine’nin tekrardan ağabey deme sesi ile sinirlendi.

-          Ne var Emine Allah aşkına bir sal beni ya.

-          Ağabey salacağım da  Gülbahar ablaya nasıl haber yollayacaksın gelsin diye.

Emine Gülbaharın kız kardeşinin en yakın arkadaşıydı. Evlerine bir bahane ile gidip Gülbahar’ı her zaman buluştukları yerde beklediğini söyleyebilirdi. Gözleri parlayarak Emine’ye döndü. ‘’ Kardeşlerin en güzeli sence ikimiz de aynı şeyi mi düşünüyoruz.’’

-          Tabi ki hadi sana son kıyağım. Oda seni özlediğim de iyi ki yapmışım demek için.

-          Kardeşlerin en tatlısısın sen. Söz Ankara’dan dönerken en güzel hediye senin olacak.

-          Valla mı o zaman nereye gelsin hemen gideyim.

-          Sen her zaman ki yere hemen git de o anlar.

-          Tamamdır. O zaman görüşürüz.

Emine ağabeyin odasından çıkıp kapıya doğru gidiyordu ki annesine yakalandı. ‘’ Nereye böyle aceleyle ağabeyin gidecek bir sürü iş var.’’ Dedi.

-          Ayşe’lere gidip geleceğim hemen anne.’’

-          Ben acelem var diyim sen Ayşe diyin.

Emine arkasından annesinin bağırmasına aldırmadan koşar adımlarla Gülbahar’ın evine doğru yöneldi. Kapıyı çaldı ve açıldığında karşısında Gülbaharı gördüğünde gözleri ışıldadı. ‘’ Hoş geldin Emine gel. Ayşe salonda geçebilirsin.’’ Dedi Gülbahar. Emine ise Gülbahar’a yaklaşarak çok sessiz bir şekilde ‘’ Ayşe için gelmedim abla, ağabeyim seni her zaman ki yerde bekliyormuş. Onu demeye geldim.’’ Gülbahar’ın bu mesajı duyunca dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Emine ise haylaz bir tavırla ‘’ Ne oldu abla bir gözlerin ışıladı.’’ Gülbahar bu sefer utangaç bir tavırla ‘’ Aman Emine hadi gir içeri’’ dedi. Emine içeri girip Ayşe’nin bulunduğu odaya yöneldi.

Gülbahar ise Kemal’in yanına gidebilmek için nasıl bir bahane uydursam diye düşünmeye başladı. Gülbahar’ın annesi Seher gelinlik kızların çeyizlerine para ile makine nakışı işleyerek evin ekonomisine katkı sağlıyordu. Gülbahar annesinin nakış ipliklerinin olduğu kutudan sarı renkli ipliği alarak eline sakladı. Böylelikle iplik alma bahanesi ile evden çıkıp Kemal ile buluşabilecekti. Aklında söyleyeceklerini prova ederek annesinin yanına gitti. ‘’ Anne’’ diye seslendi. Annesi makinenin başında nakış işlemek ile meşguldü. Gülbahar’ın seslenmesi ile makineyi durdurup baktı. ‘’  Buyur kızım.’’

-          Anne iplikleri düzenliyordum da sarı ipliğin bittiğini fark ettim. Tuhafiyeci Serdar Ağabeyden gidip alayım mı?

-           Emin misin daha geçen hafta aldım ben.

Gülbahar daha ikna edici bir ses tonu takılarak ‘’ Yok anne hiç kalmamış istersen getireyim iplik kutusunu sen bak.’’

-          Tamam kızım sen kal evde Ayşe’ye de o alsın gelsin.

-          Emine geldi şimdi onlar muhabbete dalmıştır. Ben gider hemen gelirim.

-          Baban gelmeden git gel o zaman biliyorsun sen tek başına dışarı çıkınca kızıyor. Makinenin üzerinde para var onu al.

Gülbahar başını hızlı bir şekilde aşağı yukarı sallayıp odadan çıktı. Makinenin üzerinde ki parayı alıp çıkmadan aynanın karşısına geçti. Elbisesine ve saçlarına son bir kez bakıp dışarı çıktı. Kemal ile mahallenin üst kısmında yer alan çamlarla çevrili parkın arkasında buluşuyorlardı.

 

Gülbahar hızlı ve temkinli bir şekilde çamlık parkına doğru yürümeye başladı. Parka giden arka sokakları kullanmayı tercih etti. Böylelikle kimseye görünmeden parka varabilecekti. Parkın önün geldiğinde girişinde yer alan merdivenlerden çıkıp çam ağaçlarının arasından arka tarafa doğru yöneldi. İşte tam orda bankta Kemal’i otururken buldu. ‘’Kemal’’ diyerek seslendi. Kemal ise Gülbaharın sesini duyması ile ayağa kalktı. ‘’Gülüm’’

Gülbahar koşarak Kemal’e sarıldı. Kokusunu içine çekti. Sonra farkında olmadan gözlerinden yaşlar düşmeye başladı. Kemal kendine sarılan sevdiğini kolundan tutup yüzünü görecek şekilde geriye doğru itti.  Elleri ile gözlerinde ki yaşı silerek ‘’ Gülüm ağlıyor musun sen?’’. Gülbahar yaşlarını göstermemek için başını yere eğdi. Kemal Gülbaharı yavaşça yanına banka oturttu. Yere eğmiş olduğu başını çenesinden hafifçe tutup kaldırarak yüzünü kendine doğru çevirdi.

-          Kim üzdü seni anlat bakalım.

-          Kimse üzmedi. Sadece senin gidecek olman yüreğime bir sızı gibi oturdu.

-          Gülüm ben de senden ayrılacağım için çok üzülüyorum. Güzel gözlerini aylarca görmemek sesini duyamamak nasıl zor olacak biliyor musun? Ama bu bizim için bir sınav bu ayrılığın sonu bizi tekrardan birleştirecek. Ben ilk yılımı atlatayım orada bir düzen kurayım sonra geleceğim seni isteyip gelinliğinle götüreceğim buradan.  Yüreğine sızı düştüğü zaman bunları düşün.

-          Geçen annen bize geldiği zaman benim oğlum doktor olunca ona okumamış alelade bir kız almam dedi. Sen de Ankara’ya gidince beni istemezsen başka kızlara gönlün kayarsa bunu anlarım. Sonuçta ben….

Kemal sevdiğinin sözlerini bile bitirmesine fırsat vermeden ‘’ Sakın Gülüm sakın böyle düşüncelere dalıp da kendini üzme ben senin kalbini sevdim. Senin gözlerinde hayat buldum ve ancak senin beni mutlu edeceğine inanıyorum. Sana söz verdiğim gibi bir düzen tutturayım gelip seni isteyeceğim.’’

Gülbahar bu sözlerden sonra tekrar Kemal’e sarılıp kokusunu içine çekti. Bir süre böyle kaldıktan sonra gerileyip Kemal’in yüzüne baktı. ‘’ Benim artık gitmem gerek. Babam gelmeden evde olmalıyım.’’ Kemal sevdiğinden hiç ayrılmak istemiyordu o an orda zamanın durmasını diledi. ‘’ Yeni geldin Gülüm biraz daha göreydim yüzünü.’’

Gülbahar da gitmek istemiyordu lakin babası geldiğinde evde olmadığını görürse kıyameti koparırdı. ‘’ Bende kalmak isterim birazdan babam evde olur beni göremezse biliyorsun kıyameti koparır. Bak orası soğuk olur diyorlar sakın ince giyinip üşütme.’’ Kemal Gülbahar’ın önüne düşen saçlarını eliyle geriye doğru iterek ‘’ Aklın bende kalmasın dikkat ederim Gülüm.’’ dedi ve sonrasında alnına bir öpücük kondurdu. Bu hareket Gülbahar’ın dudakları yana doğru kıvrılmasına gözlerinde ki yaşın bir nebze olsun neden oldu. Kafasını kaldırıp Kemal’in gözünün içine bakarak ‘’Artık gerçekten gitmem lazım. ’’ dedi ve ikisi birlikte banktan kalktı. Gülbahar Kemal’e doğru dönerek ‘’Hoşça kal’’ dedi. Lakin hala elleri birbirine kenetliydi. Kemal ise ellerini dudağına doğru götürerek bir öpücük kondurdu. ‘’ Kendine iyi bak Gülüm.’’ Gülbahar geldiği yola doğru yürümeye başladı. O yürüdükçe kenetlenmiş olan elleri yavaşça birbirinden koptu. Son bir kez arkasına döndü Kemal’e baktı. Sonra önüne dönüp evinin yolunu tuttu.

Kemal ise banka geri oturdu. Gökyüzüne baktı. İçinden sessiz bir dua geçirdi. ‘’ Rabbim ne olur beni sevgimle sınama ve ona kavuşmayı nasip eyle’’ bir müddet daha bankta oturduktan sonra kalkıp evinin yolunu tuttu. Eve vardığın da tüm her şey hazırdı. Yemeğini yiyip vedalaşma zamanı geldiği zaman ilk annesinin elini öptü. Sonra kız kardeşi Emine’ye sarıldı. Bavullarını alıp kapıdan çıkarken evlerinin karşısında ki cama baktı. O cam Gülbahar’ın odasına bakıyordu. Camdan Gülbahar’ın perde arkasından onu izlediğini biliyordu. Göz ucuyla pencereye bakıp gülümsedi. Sonra babası ile arabayı binip otogarın yolunu tuttu.

Otogara geldiğinde otobüse binmeden önce babasının elini öptü Kemal. Babası ise Kemal’in sırtını sıvazladı.’’ Senle gurur duyuyorum oğlum. Oralarda bir sıkıntın olursa bizi dara düşürmek için aramamazlık etme. Sevdiğini de merak etme ben Ökkeş ile konuşurum hallederiz.’’ Kemal babasının dedikleri karşısında şoke olmuştu. ‘’ Nasıl anladın baba.’’  Babası hafif gülümseyerek ‘’ Bizi sen de cahil beleldin ha. Sevdadan anlarık herhal. Hadi bakalım bin otobüsüne Allah yolunu açık etsin.’’ Bu sözleri duyduktan sonra Kemal’in içi bir nebze olsun rahatlamıştı. Ayrılıklarda sevdaya dahil diyordu Atilla İlhan. İnşallah sevdama dahil olan ayrılık benim için en hayırlı şekilde sonuçlanır diyerek memleketinden ayrıldı Kemal.

***************************

35 YIL SONRA

 Hava puslu yolları ise zordu. Bugün sınırda yer alan ve teröristler tarafından kuşatılan bir köyü temizlemişlerdi Yüzbaşı Ferit Aksoy ve ekibi. Merkeze görevin sona erdiğine dair bilgi vermişler, köyden ayrılmaları için emir bekliyorlardı. Ferit o kadar yorgundu ki uykusuzluktan gözleri karıncalanıyordu. Bir ağacın altına sinmiş, gözünde ki karıncalanmanın geçmesi adına dinleniyordu. Yanına gelen Furkan üsteğmenin sesi ile gözlerini araladı.

-Komutanım köyde ağır yaralı kimse yok hafif yaralılar için ise Tunceli’den tabip teğmenler gelecekmiş.

-Tamamdır. Teğmenler geldiği zaman haberim olsun.

-Emredersiniz komutanım.

Ağacın altında tekrar gözlerini dinlendirmeye devam ederken bir silah sesi ile irkildi. Etrafa baktı az önce yanımda yer alan Furkan Üsteğmen yerde göğsünden vurulmuş bir şekilde yatıyordu. Köy halkı telaşla kaçıyor sığınacak yer arıyordu. Pusu yemişlerdi. Hemen Furkan’ı alıp güvenli bir alana çekti. Kulaklığını açtı Ferit, Kurt Timi’ ne seslendi.

-Furkan yaralandı. İyi misiniz? Teker teker konumlarınızı bildirin.

-Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Nadir. Arka sağdaki evin damındayım komutanım. Geleni indiriyorum.

-Astsubay Kıdemli Başçavuş Oğuzhan Fıstık. Bende en soldaki evin penceresindeyim komutanım. Sivilleri buraya topladık onları koruyoruz.

-Teğmen Tufan Bayrak. Bende Oğuzhan ile  beraber sivilleri koruyorum komutanım.

- Astsubay Kıdemli Üstçavuş Asil Yiyen. Komutanım saat üç yönünde ağacın arkasındayım. Alayına vuruyorum komutanım.

-Lan Asil beni çıldırtma. Amerikan filmin demiyiz ne üç yönü doğru düzgün konum ver.

-Az önce uzandığınız ağacın arkasındayım komutanım.

Diğer askerlerin iyi olduğunu görmek bir nebze içine su serpmişti Ferit’in. Furkan’ın yarası ise ağırdı. Mühimmatları bitmek üzereydi. Tüm silahları ve kurşunları köyün girişinde yer alan aracın içerisindeydi. Ona ulaşabilirse bir nebze kendilerini rahatlatabilirlerdi. Furkan’a döndü bilinci yerindeydi ama hemen buradan çıkarılması gerekti. Dayan aslanım diyerek güç vermeye çalıştı askerine. Kulaklığını tekrar açarak ‘’tim beni koruyun mühimmatın olduğu araca yönelip silahları alacağım. Telsiz olan varsa yanında hemen yardım istesin.’’ Araç ile arasında yüz metrelik mesafe mevcuttu. Küçük bir plan ile ulaşıp üstesinden gelebilirlerdi. Yavaş ve temkinli adımlarla bulunduğu konumdan çıktı. Sağ tarafın temiz olduğuna dair Ömer’den bilgi aldıktan sonra ilerlemeye devam etti. Araç ile arasında çok az bir mesafe vardı lakin kurşun yağmuru o kadar fazlaydı ki ilerleyemiyordu. Tekrar plan yapması gerekiyordu köşeye sıkışmışlardı.

Kurt Timi’nin bulunduğu köyü uzaktan izleyen Tabip Üsteğmen Melek Akman ve Tabip Teğmen Firuze Kara yardım için küçük bir plan yapıyorlardı. Yanlarında ise birkaç tane askerde mevcuttu. Melek Firuze’ye dönerek ‘kerpiç evin arkasına saklanmış olan asker galiba araca ulaşmaya çalışıyor. Silahlar arabada olabilir. Herkes üçer tane alsın temizleyelim şuraları. Firuze sağdaki senin ortadakiler benim diğerlerinde siz paylaşın arkadaşlar dedi.’’ Planları tuttuğunda ortam biraz rahatlamıştı lakin ilerden gelen bir araç dolusu terörist mevcuttu. Melek askerlere geri kalan sizde manasında bir işaret yapıp Firuze’yi de yanına alarak araca yönledi. Hızla teröristlerin geldiği yöne doğru gitmeye başladı. Firuze biraz tırsmıştı bu durumdan Melek Komutan deliydi sağına soluna güven olmazdı. Çekingen bir sesle planınız nedir komutanım dedi. Melek ise Firuze’nin aksine peşimize takacaz diyerek cevapladı.

-          Sonra bir planınız var mı?

-          Doğaçlama takılırız be Firuze bu kadar kasma.

Bu kadar kasma mı? Firuze tanırdı Melek Komutanı. Çok cesur, sert ve dik başlıydı. Ama bu doğaçlama yaparak çıktıkları her yolda biraz haddinden fazla ölümle burun buruna gelseler de başarılı olmuşlardı. Melek teröristlerin bulunduğu aracı yakalamış ani bir manevra ile önüne kırmıştı. Artık planladıkları gibi araç onların peşindeydi. Ateş açıyorlardı Firuze eline silahını aldı camdan kafasını çıkarıp elinden geldiğince teröristlere karşılık veriyordu. Melek ise son hızla arabayı sürmeye devam etti. İlerde uçurum olduğunu gördüler. Artık yolun sonuna geldik heralde diye düşündüler. Sonra Melek aklına son anda bir fikir geldi.

-Firuze şoförü nişan alabilir misin?

- Çok az yavaşlarsanız alabilirim komutanım?

- Şu an yavaşlarsam ölümümüz olur? Bu şekilde halletmen gerekli.

- Elimden geleni yaparım komutanım.

- Elinden geleni yapma öldür Firuze. Ben vur dediğimde vuracaksın.

- Emredersiniz komutanım.

Melek hızla uçuruma doğru gidiyordu. Firuze ise derin bir nefes aldı Melek’ten komut bekliyordu. Beklerken içinden bildiği tüm duaları okudu. Araba o kadar hızlı hareket ediyordu ki şoföre denk getirmesi biraz zordu. Karşıdaki adamların da eli armut toplamıyordu. Alayına saydırıyorlardı. Bu nedenle Firuzenin o şoförü vurabilmesi için hatim indirmesi lazımdı.

Melek'in vur emri eli Firuze kafasını camdan dışarı çıkarıp sürücüye doğru sıkmaya başladı. Bilmiyordu, sürücü öldü mü bakmıyordu. Tüm şarjörünü boşaltana kadar sıktı Firuze. Sonunda sıktığı hangi kurşun denk geldi bilmiyordu ama sürücüyü öldürmüştü. Melek ise uçurumun kenarından ani bir manevra yaparak sağa doğru dönüp biraz ilerledikten sonra arabayı durdurdu. Arkalarında yer alan araç direk uçurumu boyladı. Firuze büyük bir mutlulukla Yesssss diyerek bağırdı. Melek ise kazandığı zaferin verdiği rahatlıkla dudaklarını yukarı kıvırmakla yetindi. Sonra Firuzenin kafasına hafifçe vurarak ‘’ne yesss kızım rabbim şükürler olsun desene’’ şeklinde bir cevap verdi. Firuze biraz bozuldu bu duruma yani sonuçta o kadar kurşun yağmurun arasında vurmuştu sürücüyü. İnsan bir aferin derdi. Ama kadın yapısı gereği hiçbir şeyden memnun olmuyordu.

 Arabadan inip uçurumdan düşenlerden kurtulan var mı diye kontrol etmeyi de ihmal etmediler. Hiç biri sağ çıkmamıştı. Bunun vermiş olduğu mutluluk ise ayrı bir güzeldi. Tekrar arabalarına binip köye doğru yöneldiler. Köy de tüm teröristler bertaraf edilmişti. Bu gün iki kadın bir timin hayatını kurtarmıştı. İki kadın ocaklara ateş düşmesini engellemişti ve bu iki kadın şu andan sonra hayatlarının dönüm noktasını yaşayacaktı.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 3

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 2