AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 2

 

BÖLÜM 2

Hasret aşkın bir parçasıdır. Eğer âşıksan hasret çekmek için illa sevdiğinin uzakta olmasına gerek yoktur. Yanındayken bile özler insan. Gülbahar için bu durumun tam tersi geçerliydi. Onun sevdiği kilometrelerce uzaktaydı ve hasretliği dibine kadar yaşıyordu. Odasında pencerenin kenarına oturmuş bir yandan Kemal’in evine bakıyor bir yandan da sevdiğine atkı işliyordu. Ankara’nın havasının Maraş’a göre daha soğuk olduğunu duymuştu. Gülbahar da Kemal’in hem üşümemesi için hem de bir hatıra vermek için atkı işlemeye karar vermişti.  Mavi seçmişti atkının ipini çünkü en çok mavi yakışırdı Kemal’e.

Kendini işine öle bir kaptırmıştı ki annesinin ona seslendiğini bile duymamıştı. Kapının açılıp aniden annesi içeri girdiğinde işlemekte olduğu atkıyı alelacele yastığın altına tıkıştırdı. Annesi Seher sitemkâr bir tavır ile ‘’ E be kızım kaç saattir sana sesleniyorum duymuyor musun?’’ dedi.

-          Dalmışım anne öle duymadım.

-          Ne sakladın sen o yastığın altına öle bakalım.

Seher’in sorusu üzerine daha da tedirgin bir şekilde ‘’ Ben mi? Bir şey mi sakladım? Nereye sakladım? Ne sakladım?’’ diyerek bir sürü soruyu ardı ardına sıraladı. Seher Gülbahar’ın cevapları karşısın da bir şeyler olduğunu anladı ama kızının üstüne fazla gitmemeye karar verdi.

‘’ Neyse o sakladığının yakında çıkar kokusu. Hadi gel lokma döktüm bir tabak da Hayriye’lere götürüver. Emine sever.’’ Dedi. Gülbahar bu duruma çok sevinmişti. Belki Emine ile konuşabilirse Kemal’e haber yollayıp haber de alabilirdi. Hiç vakit kaybetmeden mutfağa gidip annesinin tabağa koymuş olduğu lokmaları aldı. Birkaç dakika içinde eve varmıştı. Kapıyı çalmış açan ise Hayriye olmuştu. Gülbahar tüm sevecenliğini göstererek ‘’ Annem lokma yaptı da Hayriye teyze Emine sever diye size de yolladı.’’ dedi. Hayriye ise kapıda Gülbahar’ı gördüğüne pek memnun olmamıştı.

Hayriye Gülbahar’ı severdi oğlu ile arasında olan münasebetin ise farkındaydı. Oğluna yakıştırmazdı Gülbahar’ı. Oğlu doktor olunca okumuş ve güngörmüş bir kızla evlenmeliydi. Gülbahar ise ilkokul mezunu cahil bir kızdı gözünde. Oğlu ile arasında ki ilişkinin sonunun olmadığına dair birkaç kez laf bile vurmuştu hem oğluna ve hem de Gülbahar’a. Ama ikisi de onu anlamamazlıktan gelmiş hatta Kemal seviyorum anne deyip sert tepki vermişti.

Hayriye yüzünde ki memnuniyetsiz tavrı silmeden ‘’ Ne zahmet edip getirdin bizim kız hep size geliyor orda yerdi.’’ Dedi. Gülbahar ise bakışın farkına vardı saygısını korumak adına yüzünde ki gülümsemeyi silmeden ‘’ Ne zahmeti Hayriye teyze bize gelirse gene yer Emine.’’ Dedi.

Hayriye ‘’ Tamam o zaman sağ olasın hadi görüşürüz’’ deyip geçiştirerek kapıyı Gülbahar’ın yüzüne kapattı. Gülbahar Hayriye tarafından istenmediğinin farkındaydı. Derin bir iç çekti kapının önünde. Tam evine doğru gidecekti ki bir ses duydu. Sanki biri yenge diye sesleniyordu. Etrafına baktı fakat kimseyi göremedi. Yanlış duydum herhalde diyerek yoluna doğru gidiyordu ki aynı ses tekrar kulağına çalındı. Arkasını döndüğü zaman Kemal’lerin evinin karşısında yer alan inşaatın içinden ona bakan birini gördü. İnşaata doğru korku ile yaklaştı. Yaklaştıkça belirginleşen kişinin Kemal’in en yakın arkadaşı Hasan olduğunu fark etti. Hasan eli ile gelmesini söyleyen bir işaret yapıyordu. Gülbahar etrafına bakıp kimsenin görmediğinden emin oldu ve Hasan’a doğru ilerledi. Hasan kısa boylu göbekli esmer bir adamdı. Kemal ile liseden arkadaşlardı.

Gülbahar inşaatın içine temkinli bir şekilde girip Hasan’ın yanına vardı. Kısık bir sesle ‘’ Ne oldu Hasan beni buraya neden çağırdın.’’ Dedi. Hasan cebinden bir mektup çıkarıp Gülbahar’a doğru uzattı. ‘’ Bu sana yenge Kemal yolladı.’’ Gülbahar’ın az önce yaşamış olduğu huzursuzluk bir anda kaybolmuştu. Mektubu alıp göğsüne bastı. Hasana doğru dönüp ‘’ Çok teşekkür ederim Hasan’’ dedi ve tekrar temkinli bir şekilde inşaattan çıktı. Sonra koşar adımlarla evinin yolunu tuttu. Odasına vardığı zaman kimsenin içeri aniden girmemesi içim kapısını kilitledi ve yatağına oturup mektup açıp okumaya başladı.

Gülüm,

Hasretin o kadar büyüdü ki yüreğim de, bu hasretle sana sonsuza kadar kavuşacağım o günü düşünerek baş edebiliyorum. Eminim senin günlerin de benim gibi hasretlik ile geçiyordur. Bu nedenle en azından kavuşana kadar birbirimizden haber alalım birazcık olsun hasretimizi giderelim diye mektup yazma fikri geldi aklıma. Mektuplarımı da sana ulaştırması için Hasan’dan rica ettim. Sen de bana mektup yollamak istersen Hasan’a ilet o bana ulaştıracaktır. Cevabını dört gözle bekliyorum.

 

Ben sana hiç ne zaman gönlüme girdiğini anlatmış mıydım? Yanımdayken gözlerin aklımı öle bir alıyor ki anlatmadım sanırım. Mahalleye taşındığınız o gün. Gönlüme yer ettiğin gündü.  Kapının önünde kamyon vardı sende kardeşinle birlikte eşyaları indiriyordun. Üzerinde pembe çiçekli bir elbise vardı. Saçlarını toplamıştın. Yüzün o kadar masumdu ki ‘’ Kalbi de güzeldir.’’ dedim içimden. Sonra size yardım etmem için babam beni çağırdı. Eşyaları taşırken bir an göz göze geldik. Kalbim göğüs kafesimden çıkıp sanki senin avucuna konacaktı. Sonra dedim ki kendime senin kalbine bunu yapan kız hayatına ne güzellikler yapmaz. Gerçekten de öyle oldu sen bana güzellikleri getirdin Gülüm.

 

Duyduğuma göre annem oralarda hala oğluma okumuş kız alacağım diyerek dolanıyormuş. Bilirim seni sen şimdi kafana takarsın bunu. Sakın takma kimse seni gönlümden söküp atamaz. Ben senden başka güllere bakamam.

Oralarda nasıl zaman geçiriyorsun dersen okul ve kaldığım yurt arasında gidip geliyorum. Dersler biraz ağır ama ilerde deva bulacağım insanları düşündükçe bu zorluğu çekmek hiç gücüme gitmiyor. Havalar dediğin gibi buralarda baya soğuk. Sözünü dinleyip sıkıca giyiniyorum.

Sözlerime son verirken gözlerinden kocaman öpüyorum. Kendine çok iyi bak.

 

KEMAL.

Gülbahar mektubu okuduktan sonra tekrar göğsüne yasladı. Mektuba sarıldıkça Kemal’e sarılmış gibi oldu. Son günlerde gönlünde yer alan sıkıntı uçup gitmişti sanki. Kemal her zaman ki gibi en umutsuz anında ona hayat vermişti. Mektubu katladı ve yatağının altına sakladı. Sonra yatağa uzanarak tavanı izlemeye koyuldu. Cevap yazmak için fazlasıyla sabırsızlanıyordu. Akşam herkes yatınca cevabını yazmaya karar verdi. Zamanın geçmesini beklerken gözlerini kapayıp Kemal ile ilgili tatlı düşüncelere daldı.  

******************

Bir komutanın çocukları düşmana karşı göğüs göğse çarpıştığı askerleridir. Onları ayakta tutabilmek için gerekirse kendi canını koyar ortaya.  Askerlerine bir şey oldu mu tıpkı bir annenin yüreğinin kanaması gibi kanar yürekleri. Allah evlatları nasıl annesine emanet ettiyse askerler de komutanlarına edilmiş bir emanetti.

Ferit de kendine emanet edilen askerinin başucunda yarasına baskı yapıyor onu kurtarmak için ne yapacağını düşünüyordu Bir arkadaşını daha ebediyete uğurlamaktan çok korkuyordu. Faruk’a bakıp ‘’ Dayan aslanım kurtaracağım seni sakın bırakma kendini’’ diyerek moral vermeye çalıştı. Şu anı yaşamaktansa her gün çatışmaya girmeye razıydı.

Furkan'ı arabaya taşıyabilecekleri bir şey bulabilmeleri için askerlerine bağırdı.  ‘’ Çabuk taşıyabileceğimiz bir şey getirin. ‘’ Timde ki askerler kalınca bir örtü buldular. İkiye katlayıp Furkan'ı yan tarafına uzattılar. Sonra yaralı arkadaşlarını bir annenin bebeğini beşinden aldığı gibi kucaklayıp bezin içerisine aynı hassasiyetle yatırdılar. Yavaşça araca doğru götürüp bıraktılar. O sırada yanlarına doğru hızla yaklaşan arabayı gördükleri zaman hepsi silahlarını doğrulttu. Yardıma gelen askerlerden biri ‘’komutanım onlar tabip teğmenler’’ dedikleri zaman silahlarını indirip duran araca doğru yönelmeye başladılar. Ferit aracın içerisinden inen Firuzeyi gördüğü zaman büyük bir şaşkınlık yaşadı. Karşısında ki kadın geçmişinde ki en güzel anıların sahibiydi. Lakin şu an bunları düşünmenin vakti değildi. Melek ve Firuze Ferit’e dönüp asker selamı verdiler.

-          Merhaba Komutanım. Ben Tabip Üsteğmen Melek AKMAN Arkadaki arkadaş Tabip Teğmen Firuze Kara. Köydeki yaralılar için gelmiştik.

-          Merhaba Melek. Ben Yüzbaşı Ferit Aksoy. Bir tane ağır yaralı askerimiz, köyde de birkaç yaralımız var. Sivillerin yaraları ağır değil. Lakin askerimiz ağır yaralı.

‘’ Yaralı askerin yanına gidelim hemen ‘’ dedi Melek. ‘’ benimle gelin’’ dedi Ferit. Koşarak Furkan’ın yanına doğru yönelmeye başladılar. Melek ve Firuze askerin yanına geldikleri zaman ilk yaptıkları yarayı kontrol etmek oldu.

-          Yara çok ağır Firuze, fazla kan kaybetmiş bilinci ne durumda.

-          Kapalı komutanım.

-          Firuze sen askeri acil olarak buraya en yakın hastane nere ise oraya götür. Yolda da hastaneyi ara cerrah ve ameliyathane hazır olsun. Kan kaybettiği için 4 ünite kanı hazırda bulundursunlar. Ben burada diğer yaralılara bakacağım.

-          Emredersiniz komutanım.

Melek araçtan indi ve diğer yaralıların yanına doğru ilerledi. Firuze ise yaralı asker ile birlikte hızlıca hastanenin yolunu tuttu. Ferit komutan yardımı dokunur diye Asil’i de yanına vermişti.

Firuze öncelikle askere damar yolu açıp serum verdi. Yolda giderken hastaneyi arayıp gerekli bilgilendirmeleri de yaptı. Yaraya tampon yapmış kanamayı bir nebze de olsa durdurabilmişti. Askerin nefes alış verişine odaklandı sonra çok düzensizdi. Biraz daha geç kalırlarsa kaybedebilirlerdi. Aracı süren askere daha çabuk olmasını emir etti. Hemen çantadan orofaringeal aldı ve askerin boğazına yerleştirdi. Daha sonra orofaringeal ucuna hava balonunu taktı. Hava balonunu sıkması için Asil’e uzattı. Çok zamanları kalmamıştı.

Yol yaklaşık yarım saat sürmüştü. Yaralı askerin solunumu az da olsa düzelmişti lakin durumu hala kritikti. Araç hastanenin acil girişine çekildiğinde hemen içeriden hastane personeli sedye getirdi. Yaralı askeri sedyeye aldılar hızla içeri doğru koşmaya başladılar. Firuze yanlarında ki doktora döndü ‘’Sen cerrah mısın ? ‘’ şeklinde bir soru yöneltti.

-          Hayır, hocam ben pratisyen hekimim. Cerraha ulaşamadık hala arıyoruz. Merkezden çağırmak istedik ama oradan da gelmesi bir saat sürer.

-          Hastane de cerrahi asistan var mı?

-          Hayır Hocam.

-          Peki hastane de şu an herhangi bir cerrah var mı?

-          Hayır Hocam ilçe olduğu için fazla uzman doktor yok. Hepsi merkezde, olan tek cerraha da ulaşamıyoruz.

Acaba hangisine stres yapmalıyım diye düşündü Firuze. Hastanın durumunun kritik olmasına mı, yoksa onu ameliyat edecek cerrahın telefonuna bakmayacak kadar umursamaz olmasına mı?

-          Anestezi uzmanının olduğunu söyle bari bana

-          O burada çıkmamıştı siz aradığınızda.

Firuze’nin içi bir nebze de olsa rahatlamıştı. Sonra aklına parlakta olmasa bir fikir belirdi. Karşısında ki doktora dönerek ‘’ Adın ne senin’’ dedi.

-          Hande hocam.

-          Peki, daha önce göğsünden yaralanmış bir hasta gördün mü?

-          En son geçen yıl staj zamanım da uzaktan izlemiştim.

-          O zaman sana müjdeli bir haberim var. Bugün uzaktan ameliyatı izlemeyeceksin. Benle birlikte girip beni asiste edeceksin. 

-          Nasıl yani şimdi ben direk hastaya dokunacak mıyım?

-          Yani daha dokunmadan ameliyat yapamıyoruz. O nedenle dokunmak zorundasın.

Hızla ameliyathaneye doğru ilerlediler. Hemşireler Furkan’ı ameliyata hazırlarken onlar ellerini yıkamaya yöneldiler. İlk defa bir doktoru asiste edecekti. Geçen yıl internlük zamanında sadece uzaktan izlemesine izin vermişlerdi. ‘’Bu ameliyathaneye nasıl geldim, nasıl ameliyata girmeye ikna oldum, bu karşımda ki doktor kim, ben nereye düştüm ‘’şeklinde aklında bir sürü soru vardı. Ameliyathaneye girip önlüklerini giyerken Firuze Hande’nin bu tedirgin halini fark etti ‘’ Merak etme ben sana ne yapman gerektiğin hakkında direktif vereceğim. Ameliyat sırasında nasıl yapacağını değil askeri kurtarırsan ne kadar haz alacağını düşün.’’ dedi.

Firuze ise Filistin de görev yaparken daha kötü şartlar da Melek Komutan ile birlikte ameliyatlar yapmıştı. Lakin tek başına yaptığı ilk ameliyat olacaktı. Tabi bunu Hande’ye asla çaktırmadı. Kız zaten neyin içine düştüm diye düşünürken bir de ilk defa tek başına böyle ameliyatı yapacağını bilse aklını yitirirdi. Derin bir nefes aldı Melek Komutan’ın yaptığı gibi ‘’ Rabbım bu hastayı iyeleştirmek için beni vesile kıl deyip’’  yanında ki hemşireden aldığı neşter ile ameliyata başladı.

Ameliyat gayet başarılı ilerliyordu. Firuze ilk kurşuna ulaşmış güzel bir şekilde çıkarmıştı. İkinci kurşun daha derinde yer alıyordu. Derine inmeden önce kalp ritmini kontrol etti gayet düzenliydi. Anestezi uzmanına iki ünite daha kanın hazırda bulundurulması gerektiğini söyledi. Daha sonra ikinci kurşun yer aldığı bölgeye doğru ilerledi. İkinci kurşun biraz ciğerlere zarar vermişti. Kurşunu alırken ciğerlerinin bir kısmını da alması gerekmişti. Kurşunu başarılı bir şekilde çıkardı. Hastanın kalp atışlarına tekrar baktı. Gayet iyi idi. solunumu ise biraz yavaştı. Solunumun daha da kötüye gitmemesi için hızla hastayı kapattılar.

Ameliyat bittikten sonra Firuze derin bir nefes aldı ve rahatlamış bir şekilde geri verdi. Görevlilere dönerek ‘’ Herkesin ellerine sağlık özellikle senin Hande iyi iş çıkardın.’’ dedi ve üstünde ki önlüğünü ve eldivenleri çıkarıp çöpe attı.

Dışarıda ise Asil büyük bir korku ile komutanını bekliyordu. Uzun boylu kumral temiz yüzlü çocuktu Asil. Time en son katılan askerlerdendi. İlk zamanlarda Furkan Komutan ona çok yol göstermiş, Çok fazla kör kurşuna kurban gitmesini engellemişti. Eğer komutana bir şey olursa yüreğine oturan ilk hüzün olurdu. Çünkü daha önce hiçbir arkadaşını vermemişti toprağa. ‘’İnşallah bu ilki hiç yaşamam rabbim inşallah komutanım kurtulur diye dua etti büyük bir umutla.’’ Bir yandan da kapıya bakıyordu. Saatler dakikalar geçti. Sabırla beklemeye devam etti. Sonra ameliyathanenin kapısı açıldı içerden Firuze çıktı. Asil koşarak Firuzeye doğru yöneldi.

-          Komutanımın durum nasıl?

-          Ameliyat başarılı geçti lakin çok kan kaybetti ve kurşun karaciğere de biraz hasar vermiş. Bu nedenle ciğerlerin durumunu izleyebilmek için yoğun bakıma alacağız.

Firuze Hande’ye dönerek ‘’ Herhalde bu hastane de bir yoğun bakım da vardır.’’ dedi. Hande ise ‘’ O kadar da değil hocam hemen hazırlatıyorum.’’ diyerek yoğun bakım yolunu tuttu.

Sonra Asil’e döndü. Çocuğun yüzü üzüntüden çökmüş gözlerinin altı yorgunluktan mosmor olmuştu. Elini Asil’in omzuna atarak ‘’ Adın Asil’di dimi?’’ dedi.

-          Evet komutanım.

-          Bak Asil komutanın zor bir ameliyat geçirdi ama iyi olacak. Bunun için biraz zaman ve sizin desteğiniz gerekli. Bu nedenle uyandığında yanında dimdik olabilmen için iyice dinlenip yemeğini yemelisin. Hadi git bakalım kantine bir şeyler ye.’’

-          Olmaz komutanım ben Furkan komutanımın gözlerini açtığını görmeden yiyemem.

Firuze Asil’in tekrar sırtını sıvazlayıp ‘’ Vefalı askerleri severim Asil yoğun bakıma geçince tekrar görmeye geleceğim Furkan Komutanı.’’ dedi.

Vefa kaybedilmesi kolay bir duygudur. Kalbine tutundurmak için bu duyguyu çok çabalaman gerekir. Asil’in gözlerinde bu duyguyu derinlere işlemiş bir şekilde gördü Firuze. Böyle insanların azalmamasını dileyerek yoğun bakımın yolunu tuttu.


orofaringeal: “S” şeklinde, dilin geriye doğru giderek hipofarenksin tıkanmasını engelleyen sert bir malzemedir

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 1

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 3