AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 3

 BÖLÜM 3

Beklemek ve sabır kelimeleri kardeştir. İstediğin bir şeyin sana doğru gelmesini beklerken eğer sabır yoldaşlık etmez ise insana beklemek zulüm gibi gelir. Gülbahar işte Kemal’in mektubuna cevap yazmak için ailede ki tüm bireylerin yatmasını beklerken sabrının tükeneceğini sanmıştı. Ev ahalisinin yattığından emin olduktan sonra çekmecelerin birinde bulmuş olduğu kâğıt ve kalemi çıkarıp Kemal’in mektubuna cevap yazmaya başladı.

Kemal’im yazarak başladı mektuba lakin bu biraz içine sinmedi kâğıdı buruşturup attı. Merhaba Kemal yazdı buda pek hoşuna gitmedi ‘’ Öğrencilerine selam veren ilkokul öğretmeni gibi ‘’ dedi içinden ikinci kâğıdı da buruşturup attı. Sevgilim şeklinde başladı bu defa biraz fazla kaçtığını hissedip bunu da beğenmeyip attı.‘’ Yahu ne kadar zormuş bu mektubu yazmak daha başlayamadan ağaç katliamı yaptım resmen’’ Sonra biraz düşünüp en sonunda mektuba Kemal yazarak başlamaya karar verdi.

Kemal,

Mektup yazma işi o kadar zormuş ki şu an da odamda yere attığım kâğıtları görsen çok gülerdin eminim. Seni o kadar çok özlediğim bir zamanda mektubun elime ulaştı ki kalbime çok iyi geldi.

Sevmek ne garip şey akıl alır gibi değil. Her dakika seni düşünüyorum seninle ilgili hayaller kuruyorum. Hatta bazen annem ile Ayşe bir şeyler anlatıyor onları bile duymuyorum. Hani Leyla mısın derler ya onu sonuna kadar yaşıyorum. O kadar Leyla’yım ki geçen babama Kemal diye seslendim. Allahtan duymadı yoksa kıyamet kopardı evde.

Mektubun da bana ilk ne zaman âşık olduğunu yazmışsın. Ben galiba ilk senin merhametine aşık oldum. Mesela her sabah kapının önünde ki kedilere su ve yemek vermen. Sonra mahallede ki Çakmakçı amca çok seviyor diye her seferinde meyve suyu alman. Hatta kimse kokuyor diye yanına yanaşmazken senin onun elini öpüp yanına oturup sohbet etmen. İşte bunların hepsi kalbinde ki merhametten ileri gelir. Bende sanırsam ilk kalbinde ki merhamete aşık oldum.

Annenin dediklerini tombul kısa boylu bir kuş getiriyor sana herhalde. Kızacaksın biliyorum ama Hayriye teyzeye de bazen hak vermiyorum. Ben okumadım cahil sayılırım. Senin etrafında ki insanlar okumuş geçirmiş olacak. Ya bir aptallık yapıp seni küçük düşürürsem ya benden utanırsan diye çok korkuyorum. Ama sonra kalbin ve merhametin geliyor aklıma. Hatalı düşünüyorsun Gülbahar diyorum kendime ve düşündüklerimden utanıyorum.

Derslerinin zor olduğundan bahsetmişsin ben ilerde çok harika bir doktor olacağına inanıyorum. Beyaz önlükler içinde de seni görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Sen şimdi sıkı giyiniyorum deyip boynunu falan kapatmadan çıkıyorsundur dışarı. Bu nedenle sana atkı işledim. Onu da mektup ile birlikte sana yolluyorum.

Mektubuma da zor başladım ama bir türlü durmak bilmiyorum dimi. Sana söylemek istediğim o kadar şey var ki kâğıtlara sığmaz ama şimdilik son vermek zorundayım.

Gözlerinden öpüyorum.

Gülbahar

 

Gülbahar mektubu katlayıp zarfın içerisine yerleştirdi. Sonrada atkının üzerine koyup ikisini birlikte güzelce paketledi. Geriye sadece paketi Kemal’e göndermesi için Hasan’a ulaştırmak kalmıştı. Bahanesi ise hazırdı. En yakın arkadaşı Sibel’e gitmek için evden çıkacaktı. Hem belki işi erken biterse biraz uğrar laflarım diye düşündü.

Eline paketi aldı sessizce dış kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açıp elinde ki paketi kapının önünde yer alan ayakkabılığa sakladı. Sonra kapıyı yavaşça kapayıp annesinin yanına gitti. Annesi her zaman ki gibi mutfakta yemek hazırlıyordu. Zaten annesi ya mutfakta yemek hazırlar ya da makinenin başında nakış ile uğraşırdı. Dışarıya fazla çıkmazdı. Gerekli olan şeyleri babası alır ani bir eksik olursa ya kendisi ya da kardeşi Ayşe giderdi. Üzülürdü annesinin bu haline Gülbahar biraz komşuya gidelim diye teklifte bulunsa da ret eder tekrar işinin başına koyulurdu.

Mutfakta annesinin yemek hazırladığında gördüğünde sessizce arkasından gelip beline sarıldı. Seher korkuyla irkildi bir anda. ‘’ Ahh be kızım aniden gelinir mi hiç elimde bıçak vardı ya bir şey olsaydı. ‘’ dedi. Gülbahar ise mahcup bir tavır ile ‘’ Özür dilerin anne’’ diyerek karşılık verdi.  Seher yemek yapmaya tekrar koyulurken Gülbahar ‘’ Anne ‘’ diyerek tekrar seslendi. ‘’ Anne deme tarzından bir şey isteyeceğin belli söyle bakalım dinliyorum’’ dedi Seher.

-          Anne Sibel çağırdı da ona bir kahve içmeye gidebilir miyim? Söz bir saate evde olurum.''

-         Tamam, ama yalnızca bir saat.

Gülbahar sevinçle annesinin yanaklarına bir öpücük kondurup ‘’ Teşekkür ederim annelerin en güzeli’’ dedi. Seher ise ‘’ Dur deli kız elimde bıçak var bir yerimi keseceğim şimdi’’ diyordu ki lafını bitirmeden Gülbahar kapıya varmıştı bile.

Gülbahar kapıdan çıkarken ayakkabılığa gizlemiş olduğu paketi aldı ve koşar adımlar ile dışarı çıktı. Kapının önüne çıkınca ‘’ Hasan bu saatlerde nerde olur ki ‘’ diyerek geçirdi içinden. Önce kahvenin önüne bakmaya karar verdi. Ama orada yoktu. Sonra evine gitsem mi diyerek düşündü. Hasan’ın annesi mahallenin en dedikoducu kadınıydı. Dedikodusuyla birkaç insanın yuvasını yıkmışlığı bile vardı. Bu nedenle ona Karabasan Sebiha derlerdi. Şimdi Kemal’e mektup gönderdiğini anlarsa konu babasına kadar gidebilirdi. Düşüncesi bile kötü diye geçirerek içinden bu fikirden aniden vazgeçti.

Aklına daha sonra mahalle de yer alan Kemal ile buluştuğu çamlık parkı geldi. Parkın arka kısımlarında insanların oturması için banklar yer alsa da ön kısmı çocuk oyuncaklarına ayrılmıştı. Parkın merdivenlerinden hızlıca çıktı o esnada gördü Hasan’ı. Salıncakların yanın da karakaşlı kara gözlü esmer bir asker ile konuşuyordu. Arkası ise Gülbahar’a dönüktü. Yanına gitmek için Hasan’ın konuşmasının bitirmesini beklemeye karar verdi. Sonra asker eli ile Gülbahar’ı işaret edip Hasan’a bir şeyler söyledi. Gülbahar askerin kendisini işaret ettiğini anladığında tam arkasını dönüp gidiyordu ki Hasan ‘’ Gülbahar’’ diye seslenmesi ile tekrar yönünü Hasan ve askere doğru döndü. Hasan‘’ Gülbahar ne oldu bir şey mi diyecektin.’’ diye sordu Gülbahar ise yanlarına doğru ilerledi. ‘’ Benim bir emanetim var da yerine ulaştırman için sana verecektim.’’ dedi. ‘’ Bekle iki dakika hemen seninle ilgileneceğim’’ dedi Hasan ve yanında ki askere dönerek ‘’ Ağabey şimdi parkın merdivenlerinden aşağı bir yokuş iniyor ya o yokuştan düz git soldaki üçüncü ev.’’ dedi. Asker de ‘’Eyvallah’’ deyip Hasan’ın tarif ettiği istikamete doğru ilerledi. 

Asker yanlarından ayrıldıktan sonra Gülbahar ‘’ Kim bu asker’’ diye sordu. Gülbahar’ın bu sorusu üzerine Hasan nefes almadan anlatmaya başladı. ‘’Silopi’den buraya üç aylık bir görev için gelmiş. Yörük Selim hastanesinin orada ki kışlada görev yapıyormuş askeri lojmanların hepsi doluymuş kışlada da kalmayı sevmiyormuş burada Müşerref ablanın evinin kiralık olduğunu duymuş ona bakmaya gelmiş..’’ Sen askerin bir adres sorması ile mi öğrendin bunları şimdi’’ dedi Gülbahar şaşkınlık ile.  ‘’Evet, bakma öle şaşkın şaşkın ben küçüklükten deneyimliyim. Bugüne bugün stajımı Karabasan Sebiha’nın yanında yaptım.’’ Gülbahar duyduklarına tebessüm ile cevap verdi. ‘’  Eeeee sen bana ne emaneti verecektin bakayım.’’ Dedi Hasan. Gülbahar paketi uzatıp ‘’ Kemal’e göndermen için mektup bide atkı üşümesin diye oralarda.’’ dedi.

-           Valla Gülbahar senin Kemal’e baktığın gibi bana bakan bir kız bulayım yıldırım nikâhını basarım. Ben bunları bugün veririm postaya sen merak etme.

-          İnşallah bulursun be Hasan hadi görüşürüz. Yardımların için çok teşekkür ederim.

-          Ne demek aşka hizmet etmek bir onurdur benim için.

Gülbahar Hasan ile vedalaştıktan sonra saatine baktı. Nerdeyse evden çıkalı bir saat olmuştu. Bu nedenle Sibel’e uğramadan evin yolunu tuttu. Akşam yatağa girdiğinde ise gene her zaman ki gibi Kemal'i düşünmekten kendini alamadı. 

                                                               ***********************

Furkan’ı hastaneye yolladıktan sonra Ferit telaşlı bir şekilde Tim’e dönüp ‘’ Ömer Oğuzhan siz burada kalıp yaralıların tedavisi için yardım ediyorsunuz. Tufan sen ile ben Furkan’ın peşinden hastaneye gidiyoruz.’’ dedi. Ömer ise tedirgin bir sesle Ferit’e döndü ‘’ Yüzbaşım Fahri albay az önce bizimle telszi ile iletişime geçti. Kendisi Furkan Üsteğmen’in durumu ile ilgilenecekmiş. Buraya da yeni bir tim yollayacakmış. Tim gelene kadar ayrılmayın geldiklerinde köyün güvenliğinden emin olun öyle dönün diyor.’’ Ferit bu duyduklarına hiç memnun olmamıştı ama elinden gelende bir şey yoktu. ‘’ O zaman iş bölümü yapıcağız. Tim gelene kadar buradaki işlerimizi bitirip Furkan’ın yanına gitmemiz gerekli. Ömer bize desteğe gelen kaç asker var.’’

-          Tabib teğmenler hariç 8 komutanım.

-      Sen dört tanesini köyün ön tarafına dört tanesini de arka tarafa dik.  Tufan sende çatılardan birinde konumlan tehdit olursa haberdar et. Oğuzhan, ben ve Melek Üsteğmen de yaralıların yanına gideceğiz.

Kurt Timin’in hepsi ‘’ Emredersiniz Komutanım’’ diye asker selamı vererek bağırıp Ferit’in verdiği emirleri yerine getirmek için ayrıldılar. Ömer desteğe gelen askerleri köyün arka ve ön girişlerine konumlandırdı. Tufan ise köyün tam ortasında her yeri görebileceği bir evin tepesine çıkıp tüfeği ile gelebilecek herhangi bir tehdide karşı gözlem yapmaya koyuldu. Melek Oğuzhan ve Ferit ise yaralıların bulunduğu eve doğru hızlıca ilerlemeye başladılar. Ev kerpiçtendi. Kapıdan içeri girdiğin zaman büyük bir avlu karşılıyordu. Avlunun tam ortasında bulunan tahta kapıdan içeri girdiklerin de sağ tarafda mutfak vardı. Sol tarafta ise yaralıların bulunduğu odanın kapısı yer alıyordu. Oda çok küçüktü ve içersinde ki yaralıların çoğunu çocuklar oluşturuyordu. Bu nedenle Melek önce çocukların tedavisinden başlamaya karar verdi. ‘’ Ferit Yüzbaşım burası çok kalabalık ben mutfak kısmında tek tek alıp ilk yardımları yapayım’’ dedi. Sonrasında Melek mutfağa doğru yöneldi. İlk yardım çantasını açıp malzemelere ulaşmak kolaylık olsun diye tezgâhın üzerine yerleştirdi. Bu sırada Oğuzhan çocuklardan başlayarak yaralıları teker teker mutfağa getirdi. 

Ferit ise Melek yaralıları tedavi ederken ona yardım ediyordu. Tüm gayesi işlerini erkenden bitirip Furkan’ın yanına gitmekti. Furkan onun şu hayatta kardeşi gibi gördüğü ikinci kişiydi. İlk kardeşini ise hatalarından dolayı kaybetmişti. Annesi vefat ettikten sonra askeri liseye girmiş mezun olunca da özel kuvvetlere başvurmuştu. Furkan ile burada tanışmıştı. Bir müddet sonra da silah arkadaşlığı kardeşliğe dönüşmüştü. 

Ferit Melek’e dönerek ‘’ Furkan’ın durumu ile ilgili arkadaşınızdan haber alabilir miyiz.’’ dedi. Melek ise bu sırada kolu zedelenmiş bir çocuğa bandaj yapıyordu. ‘’ Komutanım şu anda arkadaşımın telefonuna bakabileceğine sanmıyorum. İçiniz rahat olsun diye şunu söyleyebilirim. Firuze çok deneyimli bir doktor ve askerdir. Askerinizi kurtarmak için elinden ne geliyorsa yapacaktır. Lakin şunu unutmamak gerekir ki biz sadece iyileştirmesi için vesileyiz. Elimizden geleni yapar takdiri ise Allaha bırakırız.’’ Ferit bir iç çekerek ‘’ o zaman elimizden şu an dua etmekten başka gelen bir şey yok sanırım.’’ Dedi.

Aralarında bu konuşmayı yaparken Melek de kolundan yaralanan çocuğun sargısını bitirmiş kafasından yara almış olan diğer bir çocuğun pansumanına geçmişti. Çocuğun kafasına dikiş atılması gerekti ve Melek’in de bölgeyi uyuşturması için iğne yapması gerekiyordu. Lakin çocuk iğneyi gördüğü anda korkup ağlamaya başlıyordu. Melek korkmaması gerektiği konusun da dil dökse de çocuk bir türlü susmuyordu. Ferit çocuğun önünde diz çöktü ve kendine çevirdi. Kollarında hafifçe kavradı ve gözlerinin içine baktı. ‘’ Adın ne senin aslan parçası’’ dedi. Çocuk bir yandan hala ağlıyor bir yandan da cevap vermeye çalışıyordu.‘’Osman asker ağabey.’’ Ferit çocuğu sakinleştirmeye çalışmak için sorularına devam etti.

-          Peki Osman kaç yaşındasın.

-          Sekiz ağabey.

-          Annen baban nerede.

-          Onlar öldüler.

Ferit Osman’ın verdiği cevap ile başını şefkatle okşadı. ‘’Sana iğnenin acıtmadığını kanıtlarsam vurulmayı kabul eder misin?’’ Osman olumlu manada başını salladı. Ferit Melek’e kolunu uzatarak ‘’ Doktor ablası ilk önce bana iğne yap dedi.’’ Melek Ferit kolunu uzatınca ne olduğunu anlayamadı. ‘’ Nasıl komutanım?’’ Ferit Melek’in kulağına doğru eğilerek ‘’ söz verdim ilk ben iğne olacağım diye yok mu sen de benlik bir şey B12 iğnesi falan. Ortaya karışık bir şeyler yap işte. ’’ Melek bu sözleri duyunca daha da şaşkınlığa büründü. ‘’ Yani komutanım öle meyve kokteyli gibi iğnemiz yok yanımızda. Sadece tetenoz ve dikiş atarım diye yarayı uyuşturmak için iğne var.’’  ‘’Tetenoz bana uyar. Ondan yap sen.’’  Melek genel de bordo bereli olan çok çılgın görmüştü ama bu kadarını ilk defa görüyordu. ‘’ Komutanım kolunuzda tetenoz en az iki gün ağrı yapar sıkıntı olmasın şimdi.’’ dedi. Ferit kararlı bakışlar ile Melek’e bakınca el mahkûm tetenoz iğnesini hazırlayıp yaptı. ‘’ Bak gördün mü hiç acımadı aslan parçası hadi sıra sende’’ dedi. Melek Osman’ın ikna olduğunu sanıp tam iğneyi yapacaktı ki ‘’ Olmaz yaptırmam.’’ Dedi. sonra Ferit’e dönerek ‘’ Sen askersin tabi sende acımaz ben daha küçücük çocuğum benim ki kesin acıyacak’’ deyip tekrar ağlamaya başladı. Melek Osman’ın söylediklerinden sonra gülmemek için dudaklarını sıkmaya başladı. Ferit ise sinirlenip içerden başını sağa sola çevirip ya sabır çekti. Sinirine hâkim olmaya çalışarak ‘’ Yavrum senin yok mu bir yakının.’’ Dedi. ‘’ Var dedem var içeride.’’ Ferit Oğuzhan’nı yanına çağırıp Osman’ın dedesini getirmesini söyledi. Oğuzhan birkaç dakika sonra adamın koluna girmiş bir şekilde geldi.     

Dedesi altmışlı yaşların ortasında zayıf beyaz bıyıkları olan bir adamdı. Sağ ayağından yaralanmıştı. Yaralı olduğunu gören Ferit hemen oturabilmesi için bir sandalye getirdi. Amca oturduktan sonra Osman’a döndü. ‘’ Yavrum sen neden askerleri üzüyorsun. Yapsınlar tedavini sonra da gidelim. Bak içerde daha bir sürü hasta var onlara yazık değil mi?’’ Osman suçlanmış bir şekilde yüzünü yere eğerek ‘’ Sen elimden tutarsan iğneyi yaptırırım dede’’ dedi. Dedesi yılların eskitmiş olduğu nasırlı ellerini uzattı. Osman da hemen dedesinin elini tutup gözlerini kapatarak kafasını Melek’e doğru uzattı.

Osman’ın dikişlerini zorda olsa bitirdikten sonra dedesinin ayağına da pansuman yapıp evlerine uğurladılar. Sonrasında ise diğer yaralıları da tedavi ettiklerin de saat neredeyse gece yarısını gösteriyordu. Melek malzemelerini toplayıp evin kapısının önüne çıktıklarında yeni tim çoktan köye ulaşmıştı.  Gelen time köyü emanet edip yola çıktılar.

Arabada bindikleri zaman Ferit Melek’e dönüp ‘’ Melek arkadaşından haber alabildin mi Furkan’ın durumu nasılmış?’’ Bu sırada Melek elinde yer alan telefon ile Firuze’yi durmaksızın arıyordu ama telefonu kapalıydı. ‘’ Komutanım kapalı telefonu galiba açmayı unuttu.’’ Oğuzhan ise ‘’ Komutanım biz de Asil’i arıyoruz ama onunda telefonu kapalı.’’ Dedi. Ferit derin bir nefes alıp arkasına dönerek ‘’ Hadi tabib teğmen Furkan ilgilendi unuttu açmayı bu Asil nasıl unutur. Sanki ameliyatı kendi yapıyor.’’ O sırada Ömer telaşlanarak ‘’ Komutanım Furkan Komutan’a bir şey mi oldu acaba ondan dolayı mı telefonu açmayı unuttu.’’ Dedi. Ferit daha da sinirlendi bu duyduklarına. ‘’Susun lan ağzınızdan hastaneye gidene kadar bir tane kötü kelime duyayım hepinizi gebertirim. Tufan sende hızlı sür şu arabayı.’’

Ferit’in söylediklerinden sonra hastaneye varana kadar kimse ağzını bile açmadı. Hastanenin önüne vardıklarına hepsi birden koşarak içeriye daldılar. Resepsiyonda yer alan görevliden Furkan’ın yoğun bakımda yer aldıklarını öğrendiklerinde koşarak ilerlediler.

                                                          

                                                        **********************************

Asil yoğun bakımın önün de Firuzenin içeriden çıkmasını bekliyordu. Ameliyat iyi geçmişti lakin hala tehlike sürüyordu. Tehlike geçene kadar yoğun bakımda tutacaklardı Furkan’ı. Tek başına yoğun bakımın önünde ne yapacağım diye düşünürken gelen ayak sesleri ile birlikte sağına döndü. Gelen Kurt Timi idi. Timi gördüğünde yanlarına doğru yöneldi.

-          O telefonun neden kapalı lan diyerek Asil’e bağırdı Ferit.

-          Komutanım görevde kapatmıştım sonrada açmayı unutmuşum.

-          Neyse Faruk iyileşsin göstereceğim sana. Nasıl Furkan nerde şimdi.’’

-          Yoğun bakımda ameliyat iyi geçti. Ama hayati tehlikesi varmış.

Aralarında konuşmaya devam ederken yoğun bakımın kapısından Firuze ve Hande çıktılar. ‘’ Doktor da çıktı komutanım.’’ Parmağını kaldırarak Firuze’yi gösterdi Asil. Ferit Firuze’yi gördüğü an içi ısındı resmen. Firuze annesinden emanet edilen bir çiçekti. O çiçeğin yetişip bu kadar güzel ve başarılı olması gururlandırdı Ferit’i. Bal rengiydi gözleri bir askere göre ortalama bir boyu vardı kahverengi saçları açık teniyle aynı annesi gibi harika görünüyordu.

Tüm tim Firuze’nin yanına doğru yaklaştı. Hepsinin gözlerinde ki umut dolu bakışları görebiliyordu Firuze.

-         Doktor bacım nasıl komutanımın durumu? Diye sordu Tufan.

-    Ameliyat gayet başarılı geçti. Kurşun karaciğere zarar vermiş bide çok kan kaybetti. O nedenle biraz yoğun bakımda tutup değerlerini takip edeceğiz.

-         Ameliyata giren cerrah nerede onunla da konuşalım bir dedi Melek.

-       Komutanım cerrah izinliymiş ulaşamamışlar Tunceli merkezden gelmesi zaman alırmış. O nedenle ben girdim ameliyata.

-          Nasıl ulaşılmaz cerraha ya – Hande’ye dönerek- nerede sizin başhekim konuşacağım konuyu onunla.

-          Şey aslında başhekimimiz de yok daha yenisi atanmamış. Dedi Hande.

-          Sen cerrahi asistanı mısın?

Tam lafa girecekti ki Firuze duruma müdahale etti. ‘’ komutanım biz bu konuları sizinde özel konuşalım mı? Önemli olan Furkan Komutan’ın kurtulmuş olması’’.

-          Birde ben bakayım hastaya dedi Melek.

-          Peki komutanım götüreyim sizi yanına. Hande sende görevinin başına dönebilirisin.

-          Tamamdır Hocam.

Firuze Hande’yi yolladıktan sonra yoğun bakıma girmeden önce Kurt Timi’ne dönüp ‘’ herkesin beklemesine gerek yok. Bir kişi beklese yeterli. Diğerleri gidebilirler. Bunun üzerine Ferit ‘’ Siz karargaha dönün ben beklerim sizi haberdar ederim’’ dedi. Tim’in geri kalanı karargaha dönmek üzere yola koyuldu.

Firuze ile Hande ise yoğun bakımdan içeri girip Furkan’ın bulunduğu perdeli alana doğru yöneldiler. Melek Furkan’ın yaralarına bakmaya koyuldu. Firuze ise Furkan’ı incelemeye. Her asker gibi uzun boyluydu. Kumraldı askerliğin verdiği en güzel hediye olan kasları sanki hasta önlüğünden fırlayacak gibiydi. Hayatında yakışıklı bulduğu erkeğin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Bu asker o parmaklara dâhil olsa ne olurdu ki. Furkan’a dalmış böyle düşünürken Melek’in ona seslenmesini bile duymamıştı.

-          Yaralar iyi durumda değerler düşük evet seruma biraz vitamin ekleyelim çabuk toparlaması için. Antibiyotik de verelim. Yaraları enfeksiyon kapmasın. Karaciğer fonksiyonlarını da düzenli takip edelim.

O ara Firuze Furkan’ı incelemeye o kadar dalmıştı ki Melek ne dedi hiç duymuyordu. Melek elini havaya kaldırıp sağa sola sallayarak ‘’ Firuze hu hu dünyanın sınırları içinde misin?’’ şeklinde seslenince Firuze yaptığı el hareketi ile irkildi.

-          Buyurun komutanım.

-          Diyorum ki biraz vitamin biraz da antibiyotik ver.  Karaciğer fonksiyonlarını da takip et. Leyla mı oldun kızım.’’

-          Yok komutanım Leyla’lıkdan değil de yakışıklı çocuk yari anası babası duysa yaralandığını ne kadar üzülür dimi?

-          Üzülmeyecek kimse merak etme. Kurtarmışsın çocuğu işte. Yarın bir gün gözünü açar sende numarasını alırsın.

-          Ben isteyemem ki? Utanırım komutanım.

-          Haa verse alacaksın yani.

-          Yani size yalan borcum yok dalyan gibi oğlan komutanım. Neden almayım numarasını?

-          Neyse senle bu konuyu uyanınca tekrar tartışırız. Yarın cerrah geldiği zaman özellikle konuşmak istiyorum.

-          Peki komutanım ben yarın gelince yanınıza getiririm.

-          Birde bu ameliyata giren asistan. Kaç yıllık deneyimli miydi?

-          O mu hiç yıllık o asistan komutanım.

-          Hiç yıllık derken.

-          O aslında pratisyen hekim. Hastane ilçede olduğundan dolayı asistan atanmıyormuş. Bende onunla

-          girdim ameliyata.

-          Dur yanlış anlamadım dimi sen şimdi pratisyen hekimle ağır yaralı bir askerin ameliyatına girdin.

-          Kızmayın hemen geçen yıl asistanken izlemiş bir kere ameliyatı.

-          Geçen yıl asistanken derken yani bu kız ne kadar süredir pratisyen hekim.

-          Bir haftadır.

Melek sesini yükselterek ‘’ yani sen şimdi bir haftalık pratisyen bir hekim ile ağır yaralı bir askerin ameliyatına girdin öylemi’’ dedi sonra yoğun bakımda olduğunu fark edince sesini alçaltıp konuşmaya devam etti. 

-          Komutanım ama asker kurtuldu ameliyat başarılı geçti kızmayın gözünüzü seveyim.

-          Firuze bu askerden uyanana kadar sen sorumlusun. Her dakika bana her şeyi rapor edeceksin. Yemeyeceksin içmeyeceksin başından ayrılmadan uyanmasını bekleyeceksin anlaşıldı mı?

Firuze çekingen bir sesle ‘’ anlaşıldı komutanım’’ diyerek cevap verdi.

-          Dua et başhekimleri yok olsaydı şu an seninde o bir haftalık yeni yetmenin de başı dertteydi. Televizyon da görünce saçmalık deyip bir yerlerimle güleceğim sahneyi en iyi askerim yapıyor. Allah’ım sen sabır ver.’’

Melek yoğun bakımdan çıkarken Firuze onun uzaklaşmasını bekledi. Şu an peşinden gitse Melek’in gazabına uğrayabilirdi. Furkan’a döndü Melek’in demiş olduğu vitaminleri ve antibiyotiği verdikten sonra yoğun bakımın kapısına doğru yöneldi. Kapıdan önce kafasını çıkarıp Melek yakınlarda mı diye kontrol etti. Olmadığı kanaatine vardıktan sonra dışarı çıktı. ‘’ Bir günde aferin de be kadın. Bir günde beni takdir et ölür müsün?’’ kendi kendine söylenirken arkasından gelen bir sesle irkildi. 

-          Merhaba uzun zaman oldu.

Gelen Ferit idi. Firuze arkasını dönüp Ferit’in gözüne baktığı zaman derinlerine hapsettiği özlem duygusu gün yüzüne çıktı. Genzine bir sızı çöktü o sızının acısıyla gözlerinden yaşlar dökülmemesi için kendini zor tuttu. Sızının etkisiyle sesi titreyerek ‘’ Merhaba Komutanım. Evet yaklaşık 30 yıl oldu.’’

Ferit kalbinin derinliklerinde büyük bir mahcubiyet hissetti. Ama yıllar sonra Firuzeyi gördüğü zaman kalbinin derinliklerinde ki mahcubiyetin yanında bir de sıcaklık vardı. Kardeş sıcaklığıydı bu. Sanki yıllar aralarına girmemişti. Tedirgin bir sesle sorusunu yöneltti Firuze’ye.

-          Nasılsın?

-          Bu soruyu sormak için biraz geç kalmadınız mı komutanım.

Firuze cevabını verirken aslında abisine öfke duymuyordu sadece kırgınlık vardı yüreğinde. Ağabeyinin gözünde ki mahcubiyeti hissediyordu. Hissettiği farklı bir şey daha vardı abisinde o da yalnızlık. Koşup boynuna atlamak delicesine sarılmak istedi ama içinde yer alan kırgınlık buna engel oldu. Annesi öldükten sonra yıllarca ağabeyine ulaşmaya çalışmış ama ağabeyi onla görüşmek istememişti. Yıllar sonra karşılaştıklarında ise ağabeyinin onu istemediğini düşünerek tanımamazlıktan gelmişti.

Ferit aynı çekingen ses ‘’ Haklısın. Sadece sana bir selam borçlu olduğumu hissettim.’’ dedi.

-          Sadece bir selam borçlu olduğunuzu düşünüyorsanız alıyorum komutanım. Furkan Üsteğmen’in sağlığı hakkında da bilgi almak isterseniz Melek Komutan ile görüşebilirsiniz. İyi akşamlar.

Ferit kardeşinin arkasından bakarken içinde fırtınaların koptuğunu hissetti. Deliler gibi sarılmak özür dilemek istiyordu ama kendinde o yüzü bulamıyordu.

Firuze ise arkasına bile bakmadan Ferit’in yanından ayrıldı. Sakinleşebilmek için bir kahveye ihtiyacı vardı. Kahve alabilmek için kantine doğru ilerledi. Kantinde yirmili yaşlarında esmer zayıf bir çocuk vardı. Elinde telefon sosyal medyada gezip anlamsızca gülerken yakaladı Firuze. Kendisi bu kadar üzgünken başka birinin anlamsız gülmesi çok sinirine dokundu. Kantin tezgahına yaklaştığını gören çocuk telefonu cebine koyup Firuzeye dönerek ‘’ Buyur doktor abla ne vereyim sana’’ dedi.

-          Kahve versene bana bir tane.

-          Ablam ikisi bir arada mı üçü bir arada mı yoksa türk kahvesi mi.

Kantinci çocuğun ablam demesi Firuze’nin daha da sinirine dokundu. Kendini rahatlatmak için başını sağa sola çevirdi.

-          Ne senin adın.

-          Adım Serkan ama arkadaşlar seko der.

-          Bana bak Serkan mısın? Seko musun? Ben bilmem tek bildiğim şey senin ablan olmadığım. Şimdi bana oradan ikisi bir arada ver. Hadi bakalım.

-          Peki abbb---- diyecekti ki Firuzenin sert bakışlarını gördükten sonra ‘’ Tamamdır doktorum’’ şeklinde cevap verdi.

Kahvesini aldıktan sonra hastanenin önüne doğru dışarı çıktı. Hastane kapısının yan tarafında banka gidip oturdu. Her çıkmaza girdiğinde yaptığı gibi gökyüzünü izlemeye koyuldu. Hava kararmış ay ve yıldızlar kendini göstermeye başlamıştı. Gökyüzüne bakarken ay ve yıldızların ne kadar güzel yaratıldığını düşündü. Hepsi ne kadar da nizam içinde ilerliyordu. Sonra annesi geldi aklında. Annesinin yüzü aynı gökyüzünde ki yıldızlar gibi çevresinde yer alan karanlığı aydınlatır. Hem kendisine ve ağabeyine yol gösterirdi. Annesi gittikten sonra beklide yollarını bulamadıkları için ağabeyi ile ayrı düşmüşlerdi. Tüm bunları düşünürken elinde ki kahvenin nasıl bittiğini bile anlamamıştı. Biten kahve bardağını bankın üzerine koyup gözlerini kapattı derin bir nefes çekti içine. Sonra nefesi verirken içinde ki tüm her şeyin havaya karıştığını hayal etti. Özlemler üzüntüler havaya karıştı. Havanın içerisinde yer alan rüzgâr onu yıldızlara ulaştırdı. Yıldızların ışığı o kadar güçlüydü ki aldığı özlem ve üzüntüleri yok etti.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 1

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 2