BÖLÜM 8

Güven kazanıldığı zaman altın kafesler içinde saklanması gereken bir duygudur. Çünkü hem değerlidir hem de kaybedildiği zaman kazanmak için uzun yıllar gerekir. Gülbahar sabah babası evden çıkar çıkmaz hazırlanıp evden çıkmıştı. İçinde büyük bir korku ile Hasan' ın yanına doğru gidiyordu. İçinde yer alan bu büyük korkunun nedeni Kemal'e olan güvenini kaybetmekti. Mahallede ki kahvahaneye doğru ilerledi. Bu saatlerde Hasan'ı ancak orada bulabilirdi. Kahvehanenin önünde oturuyor müdür düşüncesiyle uzaktan baktı. Lakin orada yoktu.Hava soğuk olduğundan dolayı içerisinde olabilme ihtimalini düşündü. Kahvehaneye biraz daha yaklaştı. İçeride olması umuduyla camdan baktı lakin sigara dumanından dolayı kimseyi göremiyordu. Zaman kaybetmeden başka yerlere bakmaya karar vermişti ki içeriden kahvehanenin sahibi Şaban çıkıverdi. - Gülbahar kızım bir şey mi oldu deminden beri içeriye bakıyorsun. Gülbahar Şaban' a doğru yaklaştı. - Şey evde taşınacak ağır eşyalar vardı babam da evde yokta annem Hasan'ı çağır dedi bende içerde mi diye bakıyordum. - Haaaa öyle desene kızım bende korktum öle endişeli bakıyorsun ki Ökkeş ağabeye bir şey oldu sandım. Çağırayım hemen çoksa ben de geleyim. Gülbahar endişeli bir sesle '' Yok ağabey çok eşya yok Hasan yapar.'' - Aha yolluyom şimdi Hasan'ı. Sen eve git şimdi kahvenin önünde durursan yanlış anlaşılır Ökkeş ağabey ile papaz olmayalım. Gülbahar başını aşağı yukarı sallayıp kahvehanenin önünde ilerledi ve ilk ara sokağa girip Hasan' ı beklemeye başladı. Hasan'ı beklerken sokakta aşağı yukarı volta atıyordu. Sebiha'nın dün söylediği sözler aklında durmadan dönüp duruyordu. Kemal'in ihanet etme yada kandırmış olma ihtimalini düşünmek bile istemiyordu. İhtimali bile kalbinde sızı oluşmasına neden oluyordu. Hasan'nın geldiğini farketti ara sokaktan başını çıkarıp etrafta tanıdık birilerinin olup olmadığına baktı. Kimsenin olmadığına kanat getirince Hasan tam ara sokağın önünden geçerken kolundan tutup sokağa doğru çekti. " Ne oluyor lan " Hasan korkudan ne yapacağını bilemedi. Gülbahar ile göz göze geldiğinde gözlerinde ki korku kendini şaşkınlığa bıraktı. - Gülbahar, neden burdasın Şaban ağabey sizin evde taşınacak şeylerin olduğunu senin de eve gittiğini söyledi." Gülbaharın içinde ki kopan fırtınalardan dolayı Hasan'nın söylediklerini bile duymuyordu. "Hasan Kemal'in Ankara da başkası ile nişanlandığı doğru mu? Hasan Gülbahar' dan böyle bir soru beklemiyordu. Aslında Kemal hakkında söylenenleri annesinden duymuştu. Kemal' in Gülbahar' dan başkası ile nişanlanma ihtimalini bile düşünemiyordu. Kemal ona Gülbahar'ı anlatırken yüreği ile konuşuyordu. Yürek asla yalan söylemezdi. - Gülbahar bacım bir sakin ol annesinin uydurmasıdır. Sen hiç ihtimal veriyor musun buna. Gülbahar ellerini saçlarına geçirdi sokağın içerisinde bir sağa bir sola volta atmaya başladı. " İhtimal vermezdim bu zamana kadar Hayriye teyzenin dediği hiç bir şeye ihtimal vermedim. Ama annen ikisinin kol kola çekildiği fotoğrafı olduğunu söyledi. Sebiha teyze dedikodu yapar ama asla görmediği bir şeyi söylemez." Hasan Gülbahar'ın kolunu tuttu. " Dur bacım başım döndü bir sağ bir sol yapmandan. Senin içini nasıl rahatlatabilirim onu söyle sen bana?" " Sende Kemal' in Ankara da kaldığı yerin telefonu varsa gidip PTT den arasak. Burda olan her şeyi anlatsam. Ancak onun sesinden gerçekleri duyarsam rahatlarım." Hasan cebinden siyah eski bir cüzgan çıkarıp içini açtı. Cüzdanın küçük cebine iri parmaklarını sokup zorlukla küçük bir kağıt çıkardı. " Kemal gitmeden önce acil bir durum oluştuğunda aramam için bu numarayı vermişti. " Gülbahar sanki hazine bulmuş gibi Hasan'nın elindeki kağıda bakıyordu. " O zaman hemen gidip arayalım. " " Dur bacım istersen ben gidip arayayım sana haber getirİrim. Şimdi baban görürse başın belaya girebilir. " Gülbahar' ın artık dayanacak bir dakika bile sabrı yoktu. Yüreği Kemal' den gerçekleri duymak için sabırsızlanıyordu. " Hayır bende geleceğim. Hem Kemal' in sesini çok özledim hem de her şeyi ağzından duymam gerekiyor." PTT' ye gidebilmek için kahvehanenin önünden geçmeleri gerekiyordu. ikisinin birlikte geçmeleri mahalle tarafından yanlış anlaşılabileceğinden dolayı önce Hasan ara sokaktan çıktı. Kahvehanenin önünden geçti. Hasan'nın yeterince uzaklaştığına kanaat getirdikten sonra Gülbahar çıktı. Kahvehanenin önünden geçerken kimse farketmesin diye kafasını yerden kaldırmadan hızlı adımlar ile geçip Hasan'a ulaştı. " Yahu nasıl mahalle yanlış anlamasınlar diye operasyona gider gibi gizli gizli hareket ediyoruz." Hasan'nın söylediği son söz Gülbahar'ı bir nebze olsun güldürenilmişti. " Yanlış anlayanlardan biri de annen olabilir mi?" " Ne diyim haklısın." Hızlı adımlar ile Arnavut kaldırımlarının bulunduğu sokaklardan ilerleyip PTT' ye vardılar. Gülbahar'ın kalbi boğazında atmaya devam ediyordu. Telefona atmak için jeton almak amacıyla vezneye ilerlediler. Telefonun yanına gidip jetonlu atıp numarayı tuşladılar. Bir iki çalma sonucunda telefon açıldı. " Buyrun Ankara erkek öğrenci yurdu size nasıl yardımcı olabilirim." Karşıdan gelen tanımadığı erkek sesi ile ilk başta Gülbahar afallasa da kendine gelmesi bir kaç saniye sürdü. " Kolay gelsin ben Kemal ile görüşmek istiyordum." " Soyadı neydi hanımefendi." " Kemal Kara efendim." " Bizim Maraşlı Kemal o bugün izin yazdı arkadaşın da kalacaktı. Ama biri ararsa vermem için numara bıraktı. Kimsiniz ailesinden biri falanmısınız." Hasan dayanamayıp ahizeyi eline aldı. " Gardaşım ben Hasan memleketten arkadaşıyım. Kemal yokmu?" " Kemal yurtta yok ama 'Arkadaşım Hasan yada ailemden biri ararsa vermemiz adına bir numara bıraktı. Hemen vereyim isterseniz." " Tamam ver hemen." Numarayı PTT' den buldukları kağida kaydettiler. Tekrar jeton atıp numarayı çevirdiler. Bu sefer telefon ahizesi Hasan' nın elindeydi. " Buyurun Salkım oteli nasıl yardımcı olabilirim." Hasan derin bir nefes alıp verdi. " Gardaşım biz Kemal Kara arıyoruz. Orada olduğu söylendi bir zahmet telefonu ona verebilicen mi?" Resepsiyonda ki çocuk kayıtları kontrol etmek için biraz süre istedi. Sonra yanında ki arkadaşına döndü ve " Kemal Kara'yı arıyorlar. Ama kayıtlarda öyle biri yok. Senin bir bilgin var mı?" " O Serap Hanımı misafiri 108 Bolu odada kalıyorlar. Hemen bağla yanlış bir şey yaparsak gudubet bize etmediğini bırakmaz." Resepsiyonist başını aşağı yukarı sallayıp telefonun ahizesini eline aldı. " Hemen bağlıyorum efendim." Hasan memnun bir tavırla " Babaya rahmet gardaş" dedi ve Gülbahar' a dönüp ahizeyi vedi. " Şimdi açacak." Gülbahar' eline ahizeyi alması ile kalbi eskisinden daha fazla atmaya başladı. Hasan da kulağını Kemal' in dediklarini duyabilmek için ahizeye daha fazla yasladı. Telefon bir kez çalmasının ardından açıldı. " Alo buyrun." Gelen ses tiz bir kadın sesine aitti. Gülbahar duyduğu kadın sesinin ardından sesi dahil tüm vücudu titremeye başladı. " Merhaba ben Kemal ile görüşcektim." Kadın sesini işittiğinde Gülbahar' ın vücudunda ki titremeler bin kat artıyordu. "Kemal duşa girdi kim arıyordu çıkınca ileteyim." " Ben Gülbahar. Siz kimsiniz.?" Karşıdaki kadın sesi bir müddet durdu. Derin bir nefes sesi çekişi telefondan ürpertici bir ses olarak duyuldu. " Ben Kemal' in sözlüsüyüm Gülbahar Hanım. Aradığınızı kendisine ileteyim size dönüş yapsın." "Serap ben hazırım hadi yemek yiyelim." Arkadan gelen ses aylardır özlemini cektiği adamın sesiydi. Sesi duyduğunda kalbine bir hançer saplandı. Telefonun ahizesi elinden yere düştü. Ayakları titremekten bedenini taşıyamadı ve olduğu yerde yığıldı. Gözlerinde dökülmek için sabırsızlanan yaşlar kendini bir bir bırakmaya başladı. Telefonda ki kadının söylediği sözler kafasında hiç durmadan dönüp duruyordu. " Ben Kemal'in sözlüsüyüm" Kemal'in sesini her aklına getirdiğinde kalbine batan hançer daha da derine gömülüyordu. Hasan Gülbahar' ın yanına doğru eğildi elini omuzuma koydu." Bacım iyi misin?" Gülbahar ellerinin tersi ile gözlerinde ki yaşları sildi. " Duydun mu Hasan, sözlüsüyüm dedi. Ben napayım şimdi boşunamı hayaller kurdum. Benim Kemal'im beni unutup başka kızlara mı baktı. Kültürsüzüm okumamışım, ondan dolayı mı bıraktı beni?" Hasan Gülbahar'ın sorularına nasıl karşılık vereceğini bilmiyordu. Kemal'in ihanet etme düşüncesine bile inanmıyordu. Arkadaşının gözlerin de görmüştü Gülbahar'ı. Hatta çok özenirdi aşklarına gıpta eserdi Kemal'e her Gülbahar'ı anlattığında. " Bacım olur mu öle şey sen mahallenin en iyi kızısın. Herkes övgü ile söz eder arkandan. Düşünme böyle. " Gülbahar gözlerinde ki yaşları bir yandan siliyor bir yandan yenileri dökülmek için sırada bekliyordu. " Kız sözlüsüyüm dedi. Kemal' in arkadan gelen sesini duymadın mı?" " Ben bu olanları Kemal'in ağzından duymadan asla inanmam. Şimdi sil o gözyaşlarını. Kalk şurda ki çeşme de yüzünü yıkayalım. Kimse bizi böyle görmeden eve gidelim." Gülbahar gözünde ki yaşları son kez sildi. Hasan'ın söyledikleri bir parça yüreğine Umut ekmişti. İçine yerleşen umut sayesinde çöktüğü yerden daha güçlü kalktı. PTT' nin yakınında yer alan bir çeşmeden yüzünü yıkadı. Kendini biraz daha iyi hissediyordu. "Hadi bacım kendini daha iyi hissediyorsan gidelim." Gülbahar Hasan'ın sorusuna başını aşağı yukarı salladı. Geldiklikleri Arnavut kaldırımlı sokaklardan tekrar dönerken ikisinin arasında derin bir sessizlik vardı. Kahvehanenin önünden gerçerken gene ayrı ayrı geçtiler. Evlerinin bulunduğu sokağa geldiklerinde babasının Hayriye ile hararetli birşeyler konuştuğunu farketti. Babasıdan gizli bir şekilde eve gececekken göz göze geldiler. Gülbahar tedirgin bir şekilde babasının yanına doğru yaklaştı. " Baba ben de" Gülbahar daha sözünü bitirmeden babasının tokat atması ile yere yığıldı. Hayaller de yaşanan tüm kırıklıklar kalbin her parçasına batar kanatır. Kalp kanadıkça nefes almak zor hale gelir. Nefes alamamak ise insanı ölüme götürür. Ama bildiğimiz ölüm değil yaşarken ölmek. Ölmelerin en zoru. En çekilmez olanı. Gülbahar işte tamda o ölüm anını yaşiyordu. Hayali o kadar fazla kırıkla doluydu ki ayağa kalkmaya gücü bile yoktu. ********************************** Karanlık bir ormanın ortasındaydı Kemal. Koşmaktan nefessiz kalmış ciğerleri bir nebze nefes için çıldırıyordu. Biraz soluklanmak için eğilip ellerini dizine koymuş nefes alarak ciğerlerini rahatlatmaya çalışıyordu. Uzaklardan tanıdık bir ses işitti. Tekrardan sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Yaklaştıkça ses daha tanıdık gelmeye başlamıştı. Ormanlık alanın sonuna geldiğin de bir uçurum olduğunu farketti. Uçurumun kenarında ise genç bir kız duruyordu. " Gülbahar" tedirgin bir şekilde seslendi Kemal. Kız yavaşça dönüp Kemal'e doğru baktı. Yüzün de derin bir hüzün vardı. Zayıflamıştı biraz, gözlerinin altı mormordu sevdiğinin. O kadar özlemişti ki kokusunu, bir an önce sarılabilmek için Gülbahar' a doğru koşmayı denedi. Lakin bir anda yer yerinden oynamaya başladı. Gülbahar "Kemal kurtar beni" diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Kemal yardım etmek için koşmayı denedi ama ayakları yere bir çivi çakılmış gibi saplanmıştı. Hareket ettiremiyordu. Gülbahar zelzeleye daha fazla dayanamayıp uçurumdan aşağı yuvarlandı. " Gülbaharrrrrrrrrrrrr" Kemal avazı çıktiğı kadar bağırdı. Ayakları daha fazla bedenini taşıyamadı ve yere düştü. Bir anda zelzele durdu. Kemal ayaklarını hareket ettirmeyi denedi. Yavaş yavaş eski haline dönüyordu. Gülbahar' koşmak için yeltendi. Bir anda önünden bir askerin kendinden önce davranıp uçurumun kenarına gittiğini gördü. Elini aşağı doğru uzattı. Birinin elini tuttu ve kendine doğru çekti. Çektiği kişi Gülbahar'dı. Gülbahar'ı kendine çeken asker büyük bir aşkla sarıldı. Gülbahar ise kafasinı askerin göğsüne yasladı. Kemal " Gülbahar" dedi ama sesini duyuramadı. Tekrar seslenmeyi denedi ama nafileydi. Gülnahar'a bir türlü sesini duyuramamıstı. Birinin derinden "Kemal" şeklinde seslenişi duydu. Sonra ise sarsıldığını farketti ve gözlerini araladı. "İyi misin" dedi Serap. Kemal bir anlığına kendine gelmeye çalıştı. Rüya ile gerçek arasında gidip geliyordu. "İyi misin Kemal." Kemal başını salladı. "Gülbahar diyerek bağırıyordun kabus mu gördün." " Hem de ne kabus." " Sevgilni görmüşsün nasıl kabus olabilir ki? Yoksa başka bir adamla seni aldatıyor muydu?" Az önceki rüyanın üzerine Serap' ın da söyledikleri tuz biber olmuştu. " Saçmalama Serap ne biçim konuşuyorsun öyle." " Tamam be ne dedik" dedi Serap ellerini Kemal'in tişortünün içine doğru soktu. Kemal irkilerek geri ćekildi. "Napıyorsun kızım ya" Kemal'in tepkisinin çekinen Serap geri çekildi. "Terledin mi ona bakıyorum. Ne kızıyorsun, bence gördüğün rüyanın acısını benden cıkarıyorsun." " Neyse terletti baya iğne ben duşa gireyim odadan çık da." " Nazlı prenses ne oldu seni taciz ederim diyemi korktun." Serap' ın bu tepkisi Kemal'i biraz mahçup hissettirmişti. Sonuçta hastaneye götürmüş, yalnız bırakmamış otele kadar getirmişti. " Tamam ya ben duşa giriyorum. Çıkınca da yemeğe ineriz." " Tamamdır. Sen gir duşa ben bakmıyorum." Kemal Serap'ın son söylediği sözü dikkate bile almadan duştan sonra giyeceği kıyafetleri alıp banyoya girdi ve kendini ılık suyun altına bıraktı. Gördüğü rüyayı düşünmeye başladı. Gülbahar'ın uçrumdan düştüğünde hissettiği korku hala dizlerinin titremesine neden oluyordu. Sonra askeri düşündü. Gülbahar' a sarılışını. Kafasını salladı "Rabbim sen hayırlara vesile kıl" şeklinde geçirdi içinden. Akan suyla birlikte düşüncelerinin de akmasına izin verdi. Serap'ın ise içinde ki hırs bir türlü dinmiyordu. Kemal'in onun yerine sünepe bir kızı sevmesini kendine yediremiyordu. Evde oturmuş kültürsüz bir mahalle kızına da Kemal'e kaptırmaya niyeti yoktu. Telefonun çalması ile daldığı düşüncelerden çıkıp açmak için oturduğu yerden kalktı. "Alo buyrun." " Merhaba ben Kemal ile görüşecektim." Karşıdan gelen ses naif bir kadına ait gibiydi. " Kemal duşa girdi kim arıyordu çıkınca ileteyim." " Ben Gülbahar siz kimsiniz?" Serap duyduğu isim ile kanın beynine sıçradığını hissetti. Karşıda ki insanın canını yakmak istedi. " Ben Kemal' in sözlüsüyüm Gülbahar hanım. Aradığınızı kendisine söyleyeyim size dönüş yapsın." " Serap ben hazırım hadi gidip yemek yiyelim." Kemal' in seslenmeyi ile kafasını hemen ona doğru çevirdi. Telefonu telaş ile kapandı. İçinde Kemal'in dediklerini duymuş olma ihtimaline karşı bir korku oluştu. " Ne oldu sana yüzün bembeyaz. Sanki ben değil de sen hastasın gibi." " Yoooo ne bembeyazı. Sana öle geliyor." " Telefonda kimle konuşuyordun." " Hiççç resepsiyondan arayıp yemeği odaya getirelim mı dediler. Bende yok dedim. İneriz dimi aşağı." " İnelim hadi o zaman." Serap oturduğun yerden kalkıp montunu aldı. "Sen de al montunu yemekhane soğuk olabilir." Kemal kafasını salladı. Odadan çıkıp yemekhaneye doğru giderken Serap zafer kazanmış gibi hissediyordu. Az önce yaptığı telefon konuşması Kemal'i kazanmak için atmış olduğu adımlardan biriydi. Ve asla son olmayacktı. ********************************** 35 YIL SONRA FİRUZEDEN Sabah güneşin bedenime doğması ile uyandım. Bugün hastanede ki görevimize başlayıp Hakan Çaka hakkında bilgi toplayacaktık. Öncesin de bir toplantı yapıp plan hakkında konuşucak son bir kez ise üstünden geçecektik. Kışla da şu anlık tek kadın askerler biz olduğumuz için bize iki tane ranza olan bir oda temin etmişlerdi. Yataktan kalkarken odanın kapısının sertçe kapanma sesi ile kafamı kapıya doğru çevirdim. " Yahu koskoca kışlada bir tane kızlar tuvaleti olmaz mı? Çok sıkıştım ama girebileceğim bir tuvalet bile yok." Sena'nın yüksek sesle konuşması tüm odada yankılanıyordu. " Şurdaki su ile yüzünü yıka tuvaletini de biraz tutsam ölmezsin Sena." Melek komutan her zaman ki gibi neşesi ile etrafa huzur dağıtıyordu. Sena bana dönüp kafası ile kapıyı gösterdi. " Sevgili ağabeyin kapının önünde. Seni çağırıyor." Derin bir nefes aldım. " Acaba gene ne yapıcak da sinirlerimi üst seviyeye çıkarıcak. Çok merak ediyorum." Melek komutan yanıma gelip sırtımı sıvazladı. " Ne olursa olsun o senin üstün herkesin önün de tartışman hiç etik olmaz." " Denerim komutanım." Kapının koluna bastırıp açtım. Dışarı cıktığım da ağabeyim duvara yaslanmıs kallorını biribirine dolamış şekilde bekliyordu. Beni görünce doğruldu "Günaydın." Dedi. " Günaydın." dedim istemsiz bir şekilde. " Sakinleştiysen biraz dışarda konuşalım mı?" Sesi biraz tedirgin geliyordu. " Sakinleşmiş değilim ama konuşabiliriz." Beraber uzun bir koridordan geçip dışarı çıktık. Kışlanın bahçesinde bulunan bankaların birine oturduk. İlk söze başlayan kişi ağabeyim oldu. " Dünkü yaptığım yanlışdı bunun farkındayım ama senin arkandan öle şeyler dediler ki seni korumak için bunu yapmak zorundaydım." " Bu zamana kadar neredeydin ağabey.?" Sorduğum soru ile başını suçluluk duygusu ile yere eğdi. " Seni çok yalnız bıraktım farkındayım ama hepsi seni kaybetmemek içindi. " Yapmacık bir şekilde güldüm. " Şimdi çok mu kazanmış gibisin. " Ağabeyimin gözleri doldu. Eğdiği başını yukarı kaldırıp bana baktı. Onu en son annemi kaybettiğim gün böyle görmüştüm. Bu hali içimi parçaladı." Biliyorum ama seni kazanmam için bana izin ver. " Kalbim bir şans ver aklım ise o seni gene terkedecek yapma diyordu. Sonra annemin son sözleri geldi aklıma. "Sizi birbirinize emanet ediyiyorum." Sırf annemi hayal kırıklığına uğratmamak adına kalbimi dinlemeye karar verdim. " Tamam sana bir şans vericem ama önce herkese kardeşin olduğumu söyleyeceksin. Tüm üsteğmenler bana yenge diyor. Bana böyle hitap edildikçe senden başlayarak hepsinin boğazını sıkasım geliyor." Söylediklerim karşısında gözlerin de yer alan hüzün yerini umuda bırakmıştı. Onu neden benden uzaklaştığı ile ilgili nedenleri dinlemeden affedecek değildim. " Tamam söz vermiyorum ama denerim. Peki bir ihtiyacın var mı gül yüzlüm?" Bu kelimeyi ağabeyimden duymayalı uzun zaman olmuştu. Küçüklükten beri tebessüm etmeyi sevdiğim için bana hep gülyüzlüm derdi. Bir anlığına kimsesiz gibi değilde arkamda düşersem tutacak olan dağ varmış gibi hissettim." " Denemye kesin yapacaksın deliyürek. İhtiyaç konusuna gelirsek burada kadınlere ait bir tuvalet yok. Senin odandakini kullansak. " Küçüklüğünden beri sert bir yapısı olduğundan dolayı bende ona hep Deli yürek derdim. Ağabeyim elini cebine götürüp bir anahtar cıkardı ve bana uzattı. " Odanın anahtarı işinizi halledin." " Teşekkür ederim. " Tam arkamı dönüp gidecektim ki " Firuze " demesiyle tekrardan yüzümü döndüm. " Akşama işin yoksa ağabey kardeş yemeğe cıkalım. Seninle oturduğumuz o sıcak sofraları çok özledim. İki kişi eksik olsada buna ihtiyacımız var." Başımı olur manasında salladım. Konuşsam aglaylayabilirdim. Bende onunla uzun sohbetler ettiğimiz gülüp eğlendiğimiz sohbetleri çok özlemiştim. Kışladan içeri girip bize verilen koğuşa doğru yürümeye başladım. Uzun zamandır özlediğim kardeşlik duygusu tekrar içime yerleşmişti. Bir yandan da büyük bir korku vardı yüreğimde. Tekrar ağabeyim tarafından terkedilmek duygusu. Ve şimdi bir duygu da ekleniyordu bunların yanına. Çünkü tam karşıdan o karizmatik gülümsemesi ila Furkan geliyordu. O gülünce kalbinde kelebekler ucuşuyordu. En mutsuz anlarım bile cennet bahçesine dönüşüyordu. Bana yaklaştıkça elim ayağım titremeye başladı. " Firuze" dedi aynı gülümseme ile o Firuze dedikçe anlamsız bir mutluluk oluşuyordu içimde. Aynı içtenlik ile gülümseyerek "Komutanım." Dedim. " Sevgilin ile sorunları hallettin herhalde şu kışlaya geldiğinden beri seni ilk defa gülerken görüyorum." " Komutanım Allah aşkına demeyin öyle tüylerim diken diken oluyor. Sorunları cözmedik ama çözmek için akşama yemeğe çıkıcaz. " " Buna sevindim. Ama bak ağabeyin biliyorsun azıcık sinirli bir adam. Sinirlenirse karşılık verme." " Merak etmeyin komutanım. Galiba bende artık onla sorunlarımı düzeltmek istiyorum." " Buna aşırı sevindim." Furkan ile aramda olan mesafemi kapatıp kulağına yaklaştım. Burnuma dolan kokusu uzun zamandır Hasret kaldığım huzur kokusu gibiydi. " Ağabeyim gudubet halini çekmek zor, tek başınıza bunca yıl çektiniz artık paylaşma vaktiniz geldi komutanım." Sözcüklerim bittiğinde uzaklaştım. Yüzüne baktığımda gözlerinin kapalı olduğunu ve gülümsediğini gördüm. Gözlerini açtığında sanki bir rüyadan uyanmış gibiydi. Boğazıni temizledi. " Haklısın. Bu konuda senden biraz yardım almam fena olmaz. Neyse ben topalntı odasına gidiyorum. Orada görüşürüz." "Görüşürüz Komutanım." Kalbimdeki kelebekler ile birlikte Furkan'ın yanından ayrıldım. Odaya vardığım da kapısını açıp içeri girdim kapıyı kapatıp sırtımı yasladım ve derin bir iç çektim. Sena birden önüme gelip ellerini sağa ve sola salladı. " Firuze iyi misin?" " Hıı ne dedin. " " Kızım bu halin ne o mal ağabeyin bir şey mi yaptı." " Yooooo konuşmamız çok iyi geçti." Melek komutan da Sena'nın tam yanına gelip yüzümü bir bilim adamı edası ile incelemeye başladı. " Yok bu Furkan'ı görmüş onun bakışı." Sena'nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Beni çekiştirip ranzaya doğru sürükledi. " Çabuk anlat ne oldu da sen bu hale geldim." " Ya kızım ne olucak alt tarafı merhabalaştık. Hem senin çişin vardı. Ne oldu." Sena bacaklarını birbirine yaklaştırarak " Ne güzel unutmuştum. Komutanım napcaz bu işi ben salcam şimdi." Ağabeyimin verdiği anahtarı çıkarıp Sena' ya doğru göstererek salladım. " Ağabeyimden odasının anahtarını aldım. Odasında ki tuvaleti kullanabiliriz. " " Sevinçten zıplayabilirim şu an ama altıma işerim ondan korkuyorum." " Her yeri bartırmadan çabuk gidelim. Melek komutanım siz de gelecek misiniz?" " Yok siz gidin. Ben toplantı odasındayım." Odadan çıkarken Sena kulağıma eğilip " Ne ara nereye çöğdürdü bu kadın ya." " Ne bileyim ben. O işini bir şekilde halletmistir." Hızlı bir şekilde ağabeyimin odasına geldiğimizde lavaboya ilk giren malum Sena oldu. Ben ise fırsattan istifade ağabeyimin odasını incelemeye başladım. Masasının üzerinde dosyalar ve kalemlik vardı. Masanın yanında ise iki tane çekmeceli dolap mevcuttu. İlk dolaba ilerleyip çekmeceyi çektim ama kilitliydi.. Altında yer alan çekmeceyi çektiğim de hiç zorlanmadan açıldı. İçin de yenmemiş bir kaç elma biraz kağıt ve bir de resim albümü vardı. Albümü elime aldım. İçini açtığımda bugün ikinci kez Hasret kaldığım özlem ile karşı karşıya kaldım. Albümün ilk sayfasın da annem ağabeyim ve benim fotoğrafım vardı. Diğer sayfaya geçtiğim de babası annem ve kendisi bir kanepe de oturuyorlardı. Sonraki sayfada ise benim doğum günümden bir kareydi. Ağabeyim ve ben masanın başın da sarılırken poz vermiştik. Diğer sayfaya geçtiğim de ise benim mezuniyet fotografım vardı. Fotoğrafın yanın da gül yüzlüm sonunda başardı yazıyordu. Başka bir fotoğrafa baktığım da ise bir köyde kız çocuğunu tedavi ederkendi. Yanında ki notta ise seninle gurur duyuyorum yazıyordu. Burnunun direğinin en dibine kadar sızladığını hissettim. Resimler eline nasıl ulaştı bilmiyordum ama bunlar ağabeyimin beni hiç bırakmadığının kanıtıydı. " Oyyy nasıl rahatladım anlatamam." Sena'nın sesi ile elimde ki albümü hızla kapatıp tekrar çekmeceye yerleştirdim. Gözlerimde ki yaşları elimin tersi ile hızlıca sildim. " Ne oldu sana" biraz daha yaklaştı yanıma " Agladın mı sen?" " Yooo oda çok tozlu ya gözlerime kactı herhalde. Ben de gireyim sonra gidelim." Tebessüm ederek kafasını sagladı. Sena'nın en sevdiğim özelliği bir şey hakkında konuşmak istemediğim de asla üzerime gelmemesiydi. Lavaboya girip işlerimi hallettikten sonra odadan kapıyı kilitleyip çıktık. Toplantı odasına girdiğimiz de ağabeyim masanın en başında oturuyordu. Yanında Furkan onun yanında ise Ömer ve Asıl vardı.. Ağabeyimin tam karşısın da Melek Komutan, yanına ben, benim yanıma ise Sena oturdu. Geriye kalan son iki sandalyeye ise Oğuzsan ve Tufan ağabey vardı. " Nasıldı ilk gününüz komutanım rahat uyuyabildiniz mi." Dedi Tufan ağabey. " Şükürler olsun daha kötü yerlerde uyuduğumuz da oldu" dedi Melek Komutan. " En zorlu görev yeriniz neresiydi Melek Üstegmenim." dedi Furkan. " Filistin fiziksel olarak da psikolojik olarak da zordu. Tek şansım orada yanımda kızkardeşim gibi sevdiğim iki Cevher vardı." Melek komutanın söylediklerinden sonra Sena ile büyük şaşkınlıkla birbirimize baktık. Bizi övdüğü pek görülmüş şey değildi. Sırf bizim de en az bu timde ki askerler kadar güçlü olduğumuzu söylemeye çalışıyordu. " Peki tekrar görevlendirseler gider misiniz?" Dedi Oğuzhan. " Hiç tereddüt etmeden giderim." Dedim ve kimse sanki bu cevabı beklemiyormuşş gibi şaşkınlıkla bakmaya başladılar. " Bana da böyle kararlı askerler lazım. Son duyduklarımla sizi seçtiğime pişman olmayacağımı anladım." Albay Hayri'nin içeri girmesi ile hepimiz ayağa kaltık. Eli ile oturmamızı işaret etti. Yerlerimizde tekrar yerleştikten sonra " Arkadaşlar bugün planda olmayan bir operasyona çıkmamız gerekli." " Operasyon nereye olacak komutanım." Dedi ağabeyim. " Köylerde kaybolan bir sürü çocuk vardı. Araştırmalar sonucunda kaçırılan çocukların sınırda terkedilmiş bir köyde tutulduğunu tespit ettik. Sizin göreviniz o çocukları kurtarmak, neden kaçırılıp o ıssız köye götürüldügünü öğrenmek ve başlarında bulunan Hayrullah denen şerefsizi bulmak.." Albay sonra bize döndü " E bu operasyon da birbiriniz ile kaynaşmanız için bir fırsat olur." Sonra tüm masaya bakıp " Sorunuz yok ise toplantı bitmiştir."dedi. Kapıya doğru yöneldi bir şey unuttuğunu farketmiş gibi geri döndü. " Sizin timle yaptığım ilk kısa toplantı. Normalde sizin gereksiz sorular sormanız gerekirdi. Kızlar siz bu ekibe iyi geldiniz ilk defa sinirlenmeden şuradan çıkıyorum. Aferin böyle devam edin." Albay kapıdan çıkınca " Hadi kurt timi hazırlanıp hemen çıkalım." Dedi ağabeyim. Verdiği komut ile hepimiz hazırlanmak için ekipmanların olduğu depoya gittik.Ünüformamın üzerine hücum yeleğini giydim. Ceplerine bomba ve şarjörleri yerleştirdim. Belime silahımı taktım. Hazırlığımı tamamladıktan sonra depoda kalabalık oluşturmamak adına kapının önüne cıktım ve kapının önünde beni bekleyen ağabeyim ile karşılaştım. Yanıma gelip beni kolumdan tuttu ve rahat konuşabileceğimiz bir yere doğru götürdü. " Ne istiyorsun ağabey sürükledin beni kolumdan." " Firuze operasyon da kesinlikle sözümden çıkıp da kahramanlık yapmaya kalkma." " Ağabey sen benim kaç rütbe üstümsün emrinden çıkamam. Ama olayın akışına göre hareket etmem gerekebilir. Şu an önemli olan vatan ve o masum çocukların canı. " Eli ile başımı karıştırdı. " Tamamdır. Minnak kız." dedi ve ayrıldı. "Minnak nedir ya otuz yaşında insanım ben." Tüm tim hazır olunca araçlara binip operasyon yapılacak köye doğru yola cıktık. Köyün yakınına gelince inip gözlem için etrafa dağıldık. Köy düzlük bir arazide yer alıyordu. Etrafı ise dokuz on tane adam ile çevrilmişti. Köyün tam ortasında ise cocukları tuttukları hangar gibi bir bina vardı.. Hangarın etrafında ise silahlı askerler mevcuttu. Hangarın içerisinde kaç tane asker var onu tespit edememiştik. Plan yapabilmek için köyden biraz uzaklaşıp sessiz bir yere geçtik. Ağabeyim eline bir tahta parcası aldı toprağa hem bir şeyler çizip hem de anlatmaya çalışıyordu. " Şimdi ben Furkan Oğuzhan köyün sağ tarafından Ömer ve Tufan köyün sol tarafından giriceksiniz. Melek ve Asıl siz hangarın etrafını temizliyceksiniz. Sena ve Firuze siz de hangarın içini halledip çocukları güvende tutucaksınız. Anlaşılmayan bir yer var mı?" Hep bir ağızdan " Anlaşıldı komutanım" dedik. Sinsi hareketler ile köye yaklaşmaya başladık. Önden ağabeyim ve Furkan ilerliyordu köye yaklastığımız da ağabeyimin anlattığı gibi ikiye bölündüler. Biz ise köyün arkasından dolanıp hangara doğru ilerledik. Hangarın arka kısmında ki iki adamı Melek komutan ve Asil boğazlarından keserek etkisiz hale getirdi. Hangarın arka tarafında küçük bir kapı vardı. İtekleyerek açtık ve Sena ile içeri girdik. Hangarın içerisinde paletlere yerleştirilmiş ilaçlar yer alıyordu. Paketlerin arasından yavaşça ilerlediğimiz de ortada boş alanda cocukların yere serilmiş battaniyeleri üzerinde halsiz bir şekilde oturuyorlardı. Baslarında silahlı iki adam vardı. Paletlerin arasına daha da sinip siper aldım ve Sena' ya baktım. Oda benim gibi paketlerin arkasına iyice saklanmıştı. Göz göze geldiğimizde kafamla adamları gösterdim. Kafasını olumlu anlamda salladı. Paletlerin arasından nişan alıp sağdakini ben soldakini ise Sena indirdi. Adamların yere düşmesi ile çocuklar korkudan bağırmaya başlayınca içeriye altı yedi adam daha girdi. Yerde yatan canileri görünce paletlerin arasında bizi aramaya basladılar. Biri tam önümden geçerken kendime doğru çekip boğazinı bıçakla dogradım. Önümün temiz olduğuna kanat getirdikten sonra yavasça çocuklara doğru yürümeye devam ettim. Bu arada önüme cıkan üc adamı da silah ile etkisiz hale getirdim. Temkinli adımlar ile çocuklara doğru ilerlemeye devam ettim. Etrafıma baktım. Etraf temiz gibi görünüyordu. Kulaklığıma dokundum " Komutanım içeri te" sözüm bitirmeden arkadan bir elin bogazıma sarıldı. Nefes almakta zorlanıyordum. Kulaklıktan ağabeyimin telaşlı şekilde " Firuze durumun nedir. Neden kesildi sesin." Bana sesleniyordu. Ağabeyimi umursamadan dirseğim ile adamın karın bosluğuna vurunca geriye doğru sendeledi. Boğazımın biraz rahatladığını hissedince tekrar adam döndüm. Kendine gelmesini beklemeden özel bölgesine tekme attım. Bu sefer sızıdan öne doğru eğildi. Belimdeki silahı çıkarıp alnından vurdum. Nefesimi biraz toparladım. Sena da diğer adamların işini bitirip yanıma geldi. Kulaklığıma dokundum. " Komutanım kücük bir pürüz çıktı ama bura gayet temiz. Hepsi leş oldu." " İyisin değil mi " ağabeyimin telaşlı sesi çok hoşuma gitmişti. " İyiyim komutanım gerçekten." Sena bozulmuş gibi araya girdi. " Komutanım beni sormuyorsunuz ya bende iyiyim. İşte bende az önce bir kaç adamla boğuşup öldürdüm" Melek komutan sınırlı bir sesle " Boş yapma Sena. Çocukların durumu nasıl." Asil derin bir iç cekti. Kulaklığının açık olduğunu unutarak" Ahhhhh aşk işte." Operasyon biter bitmez ilk olarak ağabeyim ile şu sevgililik olayını konuşacaktım. Zira bu iśin uzadığı her dakika sinir seviyem fulleniyordu. " Cocukların durumu nasıl" sorusunu yineledi Melek komutan. " Komutanım ateşleri var. Nefes almakta zorlanıyorlar. Acil hastaneye götürmemiz gerekiyor." dedim. "Etrafı temizledik. Furkan ve Asil çocuklar için köyün çıkışında örgüte ait geniş arabalar görmüştüm. Onları getirin. Firuze sen çocukların başında bekle Furkan ve Asil araba ile yanına gelirse çocukları arabaya yerleştirin ve götürün. Tufan sen bir yere kuluçlan. Hareketlilik görürsen haber ver. Başlarında ki şerefsizi hala bulamadık. Ben, Oğuzhan,Ömer, Melek ve Sena köyde ki tüm evleri başlarında ki şerefsizi bulmak için araycaz. Herkes görevini anladı mı?" dedi ağabeyim. Hepimiz bir ağızdan " Anlaşıldı komutanım." dedik. Furkan ve Asil gelene kadar çocuklarının yanına gittim. Hepsinin ateşi tahminimce otuzsekizin üzerindeydi. Steteskopu yanıma almadığım için çok pişmandım. Kulağımı çocukların sırtına yaslayıp dinlemeyi denedim ıslık sesi geliyordu. Bronşit ve farklı bir hastalığın olabileceğinin göstergesiydi. Çocukların çok acil hastaneye götürülmesi gerekti. " Anne beni kurtar." duyduğum ses sekiz yaşlarında bir çocuğa aitti. Hemen yanına gittim. Ateşi diğerlerine oranla daha fazlaydı. Kendinde değildi. Nerdeyse nefes alamıyor gibiydi. Kulağına eğildim " Seni annene kavuşturucam yakışıklı ama azıcık dayanman gerekli." Kulaklığıma dokunup açtım. " Furkan Komutanım çocukların durumu çok kötü. Gelmeniz ne kadar sürer." Cevap gelmesi için bir müddet bekledim. Gelmeyince tekrar iletişime geçmeyi denedim. " Furkan komutanım ne durumdasınız." Hala cevap alamıyordum. Hatta sadece Furkan Komutandan değil ekibin diğeri üyelerinden de ses çıkmıyordu. Dışarda ne olduğunu anlamak için hangarın kapısına doğru yöneldim. Arkamdan " Abla bizi bırakma." bir ses duydum. Arkamı döndüm küçük bir kız çocuğu aglıyordu. Yanına koştum. Saçını okşadım. " Fıstığım bizi almaya gelecek olan ağabeylere bakıp hemen geleceğim. Sakın korkma tamam mı?" Gözyaşlarını silerek tamam manasında başını salladı. Tehlike anında yanımda olması için silahı elime aldım. Paletlerin arasını kontrol ederek hangarın kapısına doğru ilerledim. İlerlerken paletlerde bulunan ilaçlardan bir iki tanesini alıp cebine bıraktım. Hangarın kapısından temkinli bir şekilde dışarı çıktım. Etrafı kontrol etmek amacıyla kapıdan uzaklaşıp etrafı kolaçan etmeye başladım. Bir anda arkamda bir gürültü koptu. Kopan gürültünün etkisi ile bulunduğum konumdan daha ileriye savruldum. Belim sert bir şeye çarptı. Nefes almakta zorlanıyordum. Sanki dağların hepsi üzerime çökmüş gibiydi. Sonra bir patlama sesi daha duydum. Gelen sese doğru baktığımda hangarın cayır cayır yandığını gordüm. Sanki tutabilecekmiş gibi elimi hangara doğru uzattım. Sadece "Çocuklar " diyebildim. Sonrasında gözkapaklarım kapandı ve ben derin bir karanlığa gömüldüm.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 1

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 3

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 2