AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 7

BÖLÜM 7 Kemal annesi ile kavga ettiği gün odadan bir hışımla çıkmış yağmurun altında saatlerce yürümüştü. Sakinleşip tekrar otele geldiği zaman ise ailesini odada bulamamış resepsiyona sorduğunda babasının bıraktığı bir not ile karşılaşmıştı. Oğlum Burada daha fazla kalmanın uygun olmadığını düşündüğüm için Maraş’a gitme kararı aldık. Annenin söylediklerini hiç kafana takma. Maraş’a gider gitmez ilk yapacağım iş Ökkeş ile konuşmak olacak. Kendine çok iyi bak. Baban O günden sonra da ailesinden hiç haber alamamıştı. Şimdi ise sabah yataktan çıkacak hiç hali yoktu. Ankara soğuğunda yağmurda yürüdüğü günün acısı şimdi çıkıyordu. Final sınavları da yaklaştığı için derse gitmeme gibi bir lüksü de yoktu. Yataktan zorla kalkıp elini yüzünü yıkadı. Üstünü de giydikten sonra okul yoluna düştü. Şu an ise en çok sevindiği şey okulun yurda çok yakın olmasıydı. Anfiden içeri girdiğinde tüm yerlerin dolu olduğunu gördü. Bir an sabah kalkıp derse geldiği için pişmanlık yaşadı. Yer bulmak için ümidini kesmeye başlamıştı ki Serap’ın ona el salladığını ve yanında ki koltuğu işaret ettiğini fark etti. Kemal’in oturması için yanında yer alan koltuğu ayırmıştı. Kemal bir an için gidip gitmemekte kararsız kaldı. En sonunda uygun olmayacağını düşünüp anfiden çıkacaktı ki Profosör ile çarpışma noktasına geldi. ‘’ Oğlum önüne baksana’’ dedi profosör. ‘’ Özür dilerim Hocam’’ dedi Kemal. Profosör eli ile Serap’ın yanında ki boş koltuğu göstererek ‘’ Tamam önemli değil geç otur şurada ki koltuğa.’’ dedi. Kemal istemeye istemeye gidip Serap’ın yanında yer alan koltuğa oturmak zorunda kaldı. Kendini o kadar halsiz ve yorgun hissediyordu ki başını sıraya koyup uyumamak için direniyordu. İki saatlik blok ders yirmi saat gibi gelmişti. Nihayet ders bittiğinde önünde yer alan kitap ve kalemlerini çantasına koydu ve çantasını omzuna atıp ayağa kalkıp gidecekken Serap birden önüne geçip elini alnına koydu. ‘’ Kemal sen yanıyorsun.’’ Kolundan tutup ayağa kaldırmaya çalıştı. ‘’ Kalk hemen acile gidip iğne falan yaptıralım. ‘’ Gerek yok yurda gidip dinlenirim bir şeyim kalmaz.’’ ‘’Seni bu halde yurda gönderemem. Bizim otele gidelim. Orada seninle ilgilenirim.’’ En son yaşanan olaylardan sonra otele gitmenin uygun olmayacağını düşündü ‘’ Yok benim yurda gitmem daha uygun olur.’’ ‘’ Yurdun önünde yatarım seni gene bırakmam.’’ Kemal hafifçe tebessüm etti. ‘’ Tamam acile gidip bir iğne vurduralım.’’ ‘’ Sonrasında da otele gidiyoruz. İyice dinleniyorsun.’’ Kemal itiraz etmek için yeltenirken ‘’ Hiç öyle hayır falan deme bana ben seni yurt köşelerinde bırakamam. Sonrasında otele gidiyoruz.’’ dedi Serap. Serap Kemal’in kolundan tutup yavaşça ayağa kalkmasına yardım etti. Anfiden çıkıp okulun koridorunda yürümeye başladılar. ‘’ Acilden sonra yurda uğrayıp sizin otelin telefonunu bırakayım. Ailem veya arkadaşlarım ararsa beni merak etmesinler ‘’ dedi Kemal. Yani şimdi otele gelmeyi kabul ediyor musun? Yurdun önünde yatan bir deli ile uğraşamam. Serap dudaklarına hafifçe yukarı kaldırıp tebessüm etti. Bu adama nasıl böyle tutuldum ben acaba diye içinden geçirdi. Kemal ise içte içe Serap’ın teklifini kabul ettiği için Gülbahar’a ihanet etmiş gibi hissediyordu. Teklifini kabul etmesinde ki tek amacı sınavlardan önce iyileşip sonrasın da memlekete dönmek ve Gülbahar ile nişanlanmaktı. Gülbahar’ın mektubu eline daha dün ulaşmıştı. Yapmış olduğu teklife çok sevindiğini bir an önce tatilin gelip hem Kemal’i görmeyi hem de nişanlarının olmasını çok istiyordu. Fakültenin otoparkında kırmızı bir arabanın yanına geldiler. Serap cebinde ki anahtarı çıkarıp arabaya yerleştirdiğinde Kemal şaşırmış gözle ile arabayı açmasını inceliyordu. ‘’ Niye öyle bakıyorsun binsene hadi’’ dedi Serap. Kemal arabanın ön kapısının tarafına yürüyerek ‘’ Araban olduğunu bilmiyordum. Ondan şaşırdım.’’ Dedi. ‘’ Babam fakülteyi kazandığım için okula rahat gidip geleyim diye aldı. Neyse hadi bin daha kötü olmadan gidelim hastaneye.’’ Arabaya binip ünüversiteye ait hastaneye varmaları birkaç dakika sürmüştü. Acil kapısından girip önce kayıt yaptırdılar. Sonrasında ise iğne olmak için sedyelerden birine geçtiler. Hemşire iğne için gerekli hazırlıkları yapmaya gittiğin de ‘’ Elimi tutmak ister misin?’’ dedi Serap. ‘’ Şu hasta halimle güldürdün ya beni helal olsun sana. Ben doktor adayıyım demirden korksam trene binmezdim.’’ Kemal Serap’ın yine tebessüm etmesine neden olmuştu. Hemşire elinde iğne ile geldi ve sedyenin etrafında yer alan perdeyi çekti. Serap ise perdenin arka tarafına geçip beklemeye başladı. İğneyi vurduktan sonra hemşire ‘’Geçmiş olsun’’ deyip perdeyle çevrili alandan çıktı. Serap, hemşire çıktıktan sonra hemen Kemal’in yanına girdi. Yuh kızım insan müsait misin diye bir sorar ya bodazlama dalınır mı içeriye. Müsaitmişsin işte ne kızıyorsun. İyi misin nasıl geldi iğne. Sen nasıl doktorsun daha ilaç vücuduma yayılmadı. Ne ara iyi olayım. Tut kolumdan çıkalım daha yurda gidiceğiz. Serap Kemal’in koluna girip sedyeden kaldırdı ve acilin çıkışına doğru yürümeye başladılar. Çıktıklarında hava çoktan kararmıştı. Arabaya tekrar binip hem üzerine birkaç bir şey almak hem de otelin telefon numarasını bırakmak için yurda doğru yola çıktılar. ‘’ Nasıl geldi iğne? Biraz daha iyi misin?’’Araba da yer alan sessizliği bozan Sera oldu. ‘’ İyi geldi. Şimdiden terletmeye başladı.’’ ‘’ Otele vardığımız da bir duş alır sıcak bir çorba içer yatarsın.’’ ‘’ Teşekkür ederim yardımların için bir an bacım yanımdaymış gibi hissettirdin.’’ Serap Kemal’in son söylediği söze çok bozulmuştu. Hâlbuki o Kemal’in sevdiği yâri olmak istiyordu. ‘’ Her kız senin böyle anan bacın mıdır? Hiç hayatında yârin olarak gördüğün kız yok mu?’’ dedi ama sonrasında bu sorduğu soru için içinde bir pişmanlık hissetti. Kemal ise yar kelimesini duyduğu an hayaline Gülbahar’ın gözleri belirdi. Şimdi yanında olsa ne kadar güzel iyileştirirdi. Güzel elleri ile bir ekşili çorba yapardı. Kendi evleri olsaydı dinlenmesi için bir yatak hazırlardı. Bunları yapmasa bile güzel gözleri ile baksa da iyileştirirdi. ‘’ Bakıyorum yar kelimesi geçince yüzünde güller açtı. Yoksa hayatında biri mi var?’’ Serap soruyu sorarken cevabının Hayır olması için o kadar dua etti ki. Kemal’in dudakların da derin bir tebessüm oluştu. ‘’ Var hiç aklımdan çıkmayan kalbime ilkbaharı getiren bir yar var.’’ Serap Kemal’in ağzından çıkan sözleri duyduğunda anlattığı kızı o kadar kıskandı ki. Kemal’in o kız için değil kendisi için yüreğinin atmasını istedi. İçinde derin bir nefret oluştu. ‘’ Kalbine baharı getiren kızın ismi neymiş bakalım.’’ ‘’ Gülbahar. Hem sana bir şey daha diyeyim mi? Tatilde nişan yapacağız.’’ Son duyduğu cümle ile Kemal’in kalbine ilkbaharı getiren kız Serap’ın kalbine sonbaharı getirmişti. Son duyduklarından sonra gaza o kadar basmıştı ki Kemal heyecanlı bir sesle ‘’ Serap ölmek için daha çok gencim acaba biraz yavaşlasan mı? ‘’ demesiyle hızının çok fazla olduğunu fark edip yavaşlamaya başladı. Boğazını biraz temizledikten sonra ‘’ İşte bir an önce yurda varalım işlerini hallet sonrasında otele geçip dinlenelim diye hızlanıyorum sana da yaranamıyorum yahu.’’ Kemal eli ile yurdu işaret ederek ‘’ Evet o kadar hızlı geldin ki yurda varmamız iki dakika sürmedi.’’ Serap cevap bile vermeden yurdun bahçesine girip müsait bir yere park etti. ‘’ İşim çok sürmez. Seni fazla bekletmem.’’ Serap başını Kemal’e çevirip ‘’ Ben seni gelene kadar beklerim. Sonsuza kadar sürse bile.’’ Serap’ın bu sözleri söylerken yüz hatları o kadar ciddiydi ki Kemal şaka yapmadığını anlamıştı. Boğazını hafifçe temizleyerek ‘’ Az önce boşuna bacım gibisin demedim. Bana bacımın yokluğunu hissettirmediğin için teşekkür ederim. ‘’ hafifçe gülümsedi ve arabadan indi. Serap ise Kemal’in arkasından inip arabanın önüne doğru geldi ve ellerini göğsünde kavuşturdu. Bu zamana kadar asla kaybeden taraf olmamıştı. Hep istediğini elde etmişti. Şu saatten sonra ise Kemal’i kazanmak için elinden geleni yapacaktı. Kalbi başkasına ait olsa bile. İnsanoğlu masum bir ruhla dünyaya gelir. Bazı ruhlar büyüdükçe masumluğunu korur. Bazıları ise hırslarının kurbanı olup ruhlarını kötülüğe bulaştırır. Kötülüğe bulaşmış bir ruhun temizlenmesi ise çok zordur. Kötülüğe bulaşmış ruhlar sadece kendilerine zarar vermezler aynı zamanda masum ruhları da dibe sürüklerler. Serap’ın da ruhu dibine kadar kötülüğe bulanmıştı. Bu zamana kadar kaç tane masum ruhu dibe çektiği bilinmez ama ileri de masum iki ruhu hırsları uğruna kör kuyulara atacağı konusunda hiç şüphe yoktu. ************************* Gülbahar odasında yer alan pencerenin önünde oturmuş gökyüzünü seyrediyordu. Gözleri yolun karşısında yer alan dut ağacına doğru indi. Ağacın dallarında ki kuşlar bir şenlik havasında ötüyordu. yada Gülbahar o kadar mutluydu ki her gelen ses ona şenlik havasında gibi geliyordu. Gözleri sonra Kemal’in evinin kapısına doğru kaydı. Kemal ile o kapıda kaçamak bir şekilde bakıştığı günleri. Ama artık sevdiğinin gözlerine kaçamak bir şekilde bakmasına gerek kalmayacaktı. Birkaç hafta sonra Kemal’in nişanlısı olacaktı. Odasının kapısı birden açılması ile gene hayallerinden sıyrılıp gerçek dünyaya dönmek zorunda kaldı. ‘’ Gene odalara kapandın çok derin düşünceler içindesin kızım. Başbakan bile ülkenin sorunları hakkında senin kadar düşünmemiştir.’’ dedi annesi. ‘’ Ben ruhumu dinlendiriyorum bu şekilde annecim. ‘’ Seher tebessüm ederek ‘’ senin ruh yetmiş yaşında falan galiba dinlen dinlen doymuyor. Her neyse bak lafa tuttun niye geldiğimi unuttum. Sebiha teyzen geldi git bir kahve yap. Şimdi ben yaparsam tüm mahalleye Seher kızlarını yetiştirememiş bir kahve yapmayı bile bilmiyor der.’’ Gülbahar oturduğu yerden ayağa kalktı odanın kapısında duran Seher’in yanına gelip elini omzuna koydu. ‘’ Gidip önce Sebiha teyzeyi tebrik edeyim anne.’’ dedi. ‘’ Neden be ne hayır işlemişte tebrik edeceksin.’’ ‘’ Tüm mahalleyi kadın hizaya soktu. Sırf dedikodumuzu yapmasın diye askeri disiplin ile ilerliyoruz.’’ Seher kıkırdayarak gülmeye başladı. Gülbahar’ın kalçasına hafifçe vurdu. ‘’ Hadi bu kadar güldüğümüz yeter doğru mutfağa.’’ Seher oturma odasına doğru giderken Gülbahar ise mutfağa gidip kahveyi yapmaya başladı. Dolaptan fincanları alıp tepsiye dizdi. Yanlarına da sularını koydu. Eline bakır cezveyi alıp içine kahve su ekleyip ocağa bıraktı. Kısık ateşte kahveyi koyup pişmesini bekledi. Kahve kaynadıktan sonra fincanlara dikkatli bir şekilde doldurdu. Eline tepsiyi aldı oturma odasına doğru yöneldi. Kahveyi önce Sebiha sonrasında annesine verip odanın köşesinde bulunan tekli koltuğa oturdu. Eline kendi kahvesini de aldıktan sonra Sebiha ile annesinin sohbetini dinlemeye koyuldu. Sebiha kahvesinden bir yudum aldı. ‘’ Kız duydunuz mu?’’ diyerek lafa başladı. Sebiha’nın söze başlaması ile ‘’Acaba gene ne yumurtlayacak. ‘’ diyerek Gülbahar içinden geçirdi. ‘’ Neyi duyduk mu kız? Merak ettirme de söyle hemen.’’ dedi Seher. ‘’ Hani bu Hayriye’ler Ankara’ya gitti ya ay bir havalanmış bir havalanmış. Sanırsın Almanya’ya gitmiş.’’ dedi Sebiha. ‘’ O da oğlu daha doktor olmadan havalara girdi anam. Çocuk daha okulu bitirmedi oğlum doktor diye dolanıyor etrafta.’’ dedi Seher. Sebiha Seher’e biraz daha yaklaştı ‘’ Asıl bombayı sona sakladım.’’ dedi. Seher meraklı bakışlar ile bakıyordu. ‘’ Oğlanı nişanlamış Ankara’da. Kızda doktormuş. ‘’ Gülbahar duydukları karşısında ne yapacağını bilemedi. Donup kaldı. Elleri o kadar titremeye başladı ki kahve fincanını zor bir şekilde yanında yer alan sehpaya bıraktı. Sesi titreyerek ‘’ Ne Ne Nerden duydun Sebiha teyze bunları.’’ Dedi. ‘’ Nerden duycam sırf hava atmak için Hayriye söyledi. Birde bana oğlanla kızın kol kola resmini gösterdi.’’ Gülbahar ellerini yumruk yapıp sıktı. Tırnakları etine batıyordu lakin kalbinin acısından elini acısını bile hissetmiyordu. ‘’ Hatta size bir şey daha diyeyim iki hafta sonra oğlanın okulu tatile giriyormuş o zaman nişan yaza da düğün yapacaklarmış.’’ dedi Sebiha. Gülbahar daha fazla gözlerinde ki yaşları tutamayacaktı. Koşarak odasına doğru gidip kapıyı sertçe örttü. Seher ve Sebiha arkasından şaşkınlık ile bakmaya başladılar. Seher ortamı toparlamak adına ‘’ Şey şimdiki gençler işte bir haber adlımı yerlerinde bile duramıyor. Kesin mahallenin kızlarına haber verip dedikodu yapacaklar.’’ Dedi. Sonra ayağa kalktı ‘’ Benim de yetiştirmem gereken nakışlar varda biz gene sonra kahve içer konuşuruz. Hadi bakalım.’’ Sebiha ne olduğunu bile anlamadan ayağa kalktı ‘’ Ama daha kahvemi bile bitirmedim. ‘’ dedi. Seher kapıya doğru Sebiha’yı eli ile yönlendirirken ‘’ Anam günler torbaya mı girdi. Şu dikişleri bitireyim senle şöyle kısır günü yapalım. ‘’ Sebiha kapıya doğru geldiğinde ayakkabılarını acele ile giydi. Seher’e doğru dönüp ‘’ Kısır günü için haber edersin ‘’ dedi. Seher bir yandan kapıyı kapatmaya çalışarak ‘’ Ederim ederim hadi görüşürüz.’’ Dedi ve kapıyı kapattı. Sırtını kapıya dayayıp derin bir oh çekti ve gözlerini Gülbahar’ın odasına doğru dikti. Seher, kızı ile Kemal arasında yer alan ilişkinin uzun zamandır farkındaydı. Hatta geçenlerde kızının odasını düzenlerken Kemal ile olan mektuplarını bulmuş dayanamamış okumuştu. Mektuplardan sonra sevinmişti kızının kendisi gibi mutsuz duygusuz bir evlilik yapmayacağına. Kemal efendi çocuk kızımı mutlu eder diye düşündü. Bu nedenle bugün Sebiha'dan duyduklarına inanmamıştı. Okuduğu mektuplar o kadar gerçek bir aşka aitti ki Kemal'in başkası ile nişanlanacağına ne kalbi ne de aklı inanmıyordu. Gülbahar'ın odasından gelen ağlama sesini duyunca bir an yanına gidip gitmemek konusunda kararsız kaldı. Kızının bu kadar üzgün olması sanki kalbinin bin parçaya ayrılmasına neden oluyordu. Dayanamayıp kapıya doğru ilerledi ve kapının kolunu hafifçe tutup ağır bir şekilde bastırdı. Odanın kapısını açtığında Gülbahar’ın yatağında yüz üstü uzanmış bir şekilde ağladığını gördü. Yanına doğru ilerleyip başını okşadı. Gülbahar yatağına gömdüğü yüzünü kaldırıp annesine doğru baktı. Sonra ellerinin tersi ile akan gözyaşlarını sildi ve yatağında doğruldu. Seher kızının yanına oturup başını okşamaya devam etti. Sebiha’nın boş boğazlığı mı üzdü seni bu kadar? Gülbahar annesinin sorduğu soruya başını iki yana sallayarak karşılık verdi. Kızım Kemal ile olan münasebetini biliyorum. Annesinin Kemal'i bilme ihtimali Gülbahar'ın gözlerinde ki hüzünlü ifadeyi bir anlığına şaşkınlığa bıraktı. - Bana öyle şaşkın şaşkın bakma anneler her şeyi bilir ama durumu idare etmek için çaktırmaz. Gülbahar başını mahcup bir şekilde yere eğdi. Seher kızının çenesinden tuttu ve kaldırdı. Gülbahar’ın gözlerinin içine baktı. Aşk utanılacak bir şey değildir kızım. Aksine özgürce haykırılması gereken bir duygu. Anne ben aşkımdan utanmıyorum. Kemal mektubunda benimle bir an önce evlenmek istediğini söylemişti. Hatta tatile geldiğimde nişan yapalım demişti. Şimdi Sebiha da başka kızla nişanlandığını söylüyor. Fotoğrafları falan var diyor. Kalbim acıyor anne. Sanki nefes alamıyorum. Daha fotoğrafı bile görmedik. Hayriye sırf hava atmak için uydurmuş bile olabilir. Kemal’in ağzından nişanlandığını duymadığın sürece inanma. Seher cebinden biraz para çıkardı ve Gülbahar’a verdi. ‘’ Git Ptt den Kemal’i ara. Her şeyi anlat. O sana doğrusunu söyleyecektir. ‘’ Gülbahar’ın gözlerinde beliren sevinç annesinin kalbini ısıtmıştı. ‘’ Anne ama bende numarası yokki.’’ Bu durumda sana o mektupları getiren Hasan’dan yardım alacaksın. Kesin o biliyordur. Ne de olsa Sebiha’nın oğlu. Seher tebessüm ederek kızının yanağını okşadı. ‘’ Hadi şimdi kalk. Elini yüzünü yıka. ‘’. Gülbahar annesine sımsıkı sarıldı. ‘’ iyi ki varsın anne. İyi ki benim annemsin. Seni çok seviyorum.’’ Anne olduktan sonra hayatında yer alan tüm mutluluklar ve hüzünler evladına bağlıdır. Evladın gözünden bir damla yaş aksa annenin için de fırtınalar kopar. Evladın bir gülüşü ise annenin içinde karnaval esintisi oluşturur. Seher ise kızının yüzünde gördüğü o bir tebessüm ile içinde ki karnaval esintisini en derinden hissediyordu ve Allaha bu gülümsemenin sönmemesi için dua ediyordu. **************************************** 35 YIL SONRA FİRUZE’DEN Özlem herkes için farklı bir anlam taşır bu hayatta. Kimisi içinde ki gençliğe özlem duyar. Kimisi ise tebessüm ile hatırladığı anılarına. Küçükken yediğim yemeklerin ayrı bir lezzeti olurdu. Yemeklere annem sevgisini katar, babamın şefkati yemeğe tat verirdi. Ağabeyimin neşesi ise sofranın bereketini arttırırdı. Sobanın üzerinde demlenmiş çay ise ancak ailemle içince tat verirdi. O yemekler annemin gitmesi ile sevgisiz, babamın gitmesi ile tatsız, ağabeyimin gitmesi ile de bereketsiz kaldı. Tek başıma kaldığım zaman içtiğim çaylar ise hem öksüz hem de yetimdiler. Herkesin bir özlemi var demiştim ya ben eskiden yediğimiz o yemekleri çok özlüyordum. Şimdi ise ağabeyim ile aynı masada olsam bile yediğim yemeklerden o eski tadı alamıyordum. Çünkü ne ağabeyim o neşeli çocuktu ne de ben o saf çocuktum. Askeriyenin yemekhanesin de yemek yiyorduk. Sağım da Melek Komutan solumda ise Sena vardı. Karşımız da ise Kurt timi oturuyordu. Ağabeyim ise tam çaprazımda yer alıyordu. Bir kaç saat önce bana gereksiz yere çıkıştığı için ona o kadar sinirliydim ki sinir kat sayımın daha fazla artmaması için yüzüne bile bakmıyordum. Benim içimde yer alan kızgınlık sanki masadaki diğer insanlarada yansımıştı. Herkes de bir sessizlik hakimdi. Ortamda yer alan sessizliği ise bozan Asıl oldu. Firuze Hanım acaba kalacak yer ayarladınız mı? Asil’in sorusundan sonra hemen yanında oturan Furkan kafasına arkadan vurup ‘’ Lan Hanım ne karşında bir teğmen var komutanım diyeceksin.’’ Furkan’ın Asil’e sert çıkışması ile Asil bir anda utandı ve yüzünü yere eğdi. Onun o hali o kadar masum geldi ki bana sinirlerimin hepsi sanki uçup gitmişti. ‘’ Kalacak yeri hala ayarlamadık. Galiba ayarlayana kadar da kışlada ki yatakhane de kalacağız.’’ Sonra sinirle dönüp ağabeyime imalı bir şekilde baktım. ‘’ Düşündüğün için çok teşekkür ederim.’’ Melek Komutan ‘’ Albay ile konuştuk bize bir lojman ayarlayacak. O ayarlama yapana kadar burada kalacağız.’’ dedi. Ağabeyim Melek Komutana dönerek ‘’ Siz Sena teğmen ile burada kalabilirsiniz lakin Firuze burada kalmayacak.’’ Sinirlerim bir anda yatışsa bile bu oğlan ne yapıp edip tekrar yükseltmek için elinden geleni yapıyordu.’’ Nerede kalacağım peki komutanım.’’ ‘’ Benimle kalacaksın. Burada bu kadar erkeğin içinde kalmana asla müsaade edemem.’’ Bu cümleden sonra masada herkes şaşkınlık ile ağabeyime bakmaya başladı. ‘’ Hangi sıfatla sizin evinizde kalmam gerekli komutanım ?’’ ‘’ Sevgilin olmam sıfatı ile canım, senin bu kadar erkek arasında kalmanı istemiyorum.’’ Kızgınlık ile masadan birden kalktım oturduğum sandalye birden yere düştü. Ellerimi hızla masaya vurduğumda bu sefer yemekhane de ki herkes bana bakmaya başlamıştı. ‘’ Sen ne saçmalıyorsun be. Sevgililik de nereden çıktı.’’ Ağabeyim benim aksime gayet sakin bir şekilde elinde yer alan kaşığı tepsisine bırakıp bana baktı. ‘’ Bebeğim kimseye söylemeyeceğimiz konusunda anlaşmıştık ama o kadar güzelsin ki gözlerimi senden alamıyorum. Birbirimize olan yakın davranışlarımız da herkesin dikkatini ilk andan üzerimize çekti zaten. Başkalarından duyacaklarına bizden duymaları en doğrusu olacaktır.’’ Sakince masadan kalkıp eline tepsisini aldı.‘’ Arabanın yanında seni bekliyorum. Sakın geç kalma.’’ Gözlerimin içine daha anlamlı bakarak ‘’ Seni özledim.’’ Dedi. Yemekhanenin cıkış kapısının önünde tepsisini bıraktıktan sonra tekrar bana döndü göz kırptı ve yemekhanede çıktı. Kızgınlıktan kulaklarım kadar kızardığıma o kadar emindim ki yandığını hissedebiliyordum. Az önce yere düşen sandalyeye tekme atıp arkasından hızla yürümeye başladım. Yemekhaneden çıktığım zaman etrafıma baktım ama kimse yoktu. Odasına doğru ilerleyip kapısını bile çalmadan içeriye girdim. Bugün bu odaya ikinci girişimdi ikisinde de ağabeyim sinirlerimi üst düzeye çıkarmaya başarmıştı. Sen ne yapmaya çalışıyorsun ya. Sevgililik de nereden çıktı. Ağabeyimin sakinliği devam ettirerek sandalyesinden kalkıp karşıma geçti. En çok da sinirimi bozan şey gayet normal bir şey yapmış gibi hareket edip beni daha çok delirtmesiydi. Orada ki habeş maymunların sanki ilk defa kadın görmüş gibi sana nasıl baktıklarını görmedin mi. Ben sadece seni o gözlerden korumak için bir önlem aldım. Bu zamana kadar beni sen mi korudun ki bu saatten sonra koruyasın. Ben gerektiğinde kendimi koruyabilirim tamam mı. Bu zamana kadar yalnızdın kabul ediyorum benim mal kafam seni yalnız bıraktı. Ama bu saatten sonra seni yalnız bırakmaya hiç niyetim yok kardeşim. Az önce herkesin içinde söylediği sevgilim kelimesi beni ne kadar sinirlendiyse şimdi söylediği kardeşim kelimesi yüreğimde sıcaklığın oluşmasına neden olmuştu. Eğer beni gerçekten korumak isteseydin az önce beni sahiplenir sevgilim yerine kardeşim derdin. Biliyor musun seni ilk defa o toplantı odasında gördüğümde gerçekten bir umudumuz olabileceğine inanmıştım. Ağabey kardeş gibi. Ama sen o minicik umudu bile yok ettin. Teşekkür ederim sevgilim. Kapıyı hızlıca çekip dışarı çıktım. Uzun koridorda yürürken içimde ağabeyime karşı ne hissettiğimi düşündüm. Hissettiğim şey kızgınlık değildi. Hissettiğim şey tam manası ile kırgınlıktı. Kalbim sanki bin bir parçaya ayrılmıştı. Odadan çıktıktan sonra derin bir nefes aldım. Gözlerimde yer alan yaşlar bugün yerinde durmamak için ant içmiş gibi akmaya devam ediyordu. Kimsenin ağladığımı farketmesini istemiyordum. Bu yüzden başımı eğip yerdeki fayansları inceleyerek kalacağım koğuşa doğru ilerliyordum. Yürürken aniden biri karşıma geçti ve ben kafamı göğsüne çarparak durdum. Kafamı kaldırdığım zaman göz göze geldiğim kişi Furkan’dı. Senin sinirin ağabeyinden bile fazlaymış. Yemekhaneden nasıl çıktın öyle ya. Aslın da bu kadar sinirli değilimdir. Hatta gayet ponçik bir insanım. Ama bu hayatta bir ağabeye sahipseniz ponçikliğinizden eser kalmıyor komutanım. Furkan elini yanağıma koydu gözlerimde biriken yaşları sildi. Bu yaptıgı hareket benim kalp atışlarımı tekrardan boğazım da attığını hissedebiliyordum. Sonra elini indirip omuzuma koydu. Ağabeyin seni kendi yöntemleri ile korumaya çalışıyor ponçik kız. Sana tavsiyem git arkadaşların ile iyice dinlen. Çünkü yarından sonra artık her günümüz daha yorucu olacaktır. Hafifçe gülümsedim ve kafamı sağladım. Furkan ise bana göz kırpıp yanımdan ayrıldı ve ağabeyin odasına girdi. Gene yapmıştı. Nasıl yapmıştı bilmiyorum ama gelip kalbimin parçalarını toplamış hiç kırılmamış gibi yapıştırmıştı. Hayatım boyunca hiç böyle hissetmemiştim. Arkamdan birinin elini omuzuma koyması ile birden irkildim. Kafamı çevirdiğim zaman Melek Komutan’ın yüzü ile karşılaştım. Ne oldu az önce öfkeden kulaklarından duman çıkıyordu. Şimdi sanki kafanın üstünde kalpler uçuşuyor. Birden elim az önce Furkan'ın elini koyduğu yanağıma kaydı sanki az önce sinirden kulaklarım da yer alan kızarıklığın yanaklarıma doğru indiğini hissettim. - Heyyy dünyadan Firuze'ye gene hangi aşk gemilerinde yüzüyorsun sen? Ne gemisi komutanım öle sinirimin geçmesi için içimden komik şeyler düşünüyordum. Neyse arada bana da söyle de bende güleyim. Eğer sevgilin olan ağabeyinin evine gitmeyeceksen gidip dinlenelim. Yarından sonra belirli bir süre rahat olamayacağız. Yok komutanım gidelim güzelce dinlenelim hadi. Melek Komutan ile yatakhaneye doğru ilerlerken bugün yaşadığım içimde ki duygu karmaşasını düşündüm. Kızgınlık bir yandan kırgınlık bir yandan bunlara aşinaydım. Ama aşina olmadığım tek duygu vardı. Kalbimin hızlı çarpmasına neden olan içimde salakça bir heyecan oluşmasını sağlayan bir duygu. O kadar güzel bir duyguydu ki hiç unutmamak hep yaşamak istedim. FERİT’TEN Sevdiğim tüm insanlar çabuk göç ettiler hayatımdan. Önce babam gitti sonra annem daha sonra da sevdiğim silah arkadaşlarım. Acıları bir çınar gibi büyüdü yüreğimde. Bu çınara daha fazla acı eklememek için kimseyi çok sevmemeye karar verdim. Hatta o kadar korkuyordum ki acı çekmekten kız kardeşimi yıllardan beri uzaktan seviyordum. Sanki yanına daha fazla yaklaşınca onu da kaybedecek gibi hissediyordum. Elimde ki kalem ile önümde ki masada yer alan boş kağıda anlamsız şeyler çizip bir yandan da olanları düşünüyordum. Bugün yemekhanede kardeşimi korumak için onun sevgilisi olduğumu söyledim. Ya da kıskandığım için yapmıştım bunu bilmiyorum ama o iki askerin Firuze hakkında söylediklerini duyunca nevrim dönmüştü. Kapıdan Furkan’ın girmesi ile düşüncelerim anlamsızca koşan çocuklar gibi etrafa saçıldı. Lan dingonun ahırına mı giriyorsun kapı çalma adetin yok mu senin? Şu an rütbe ile hiç uğraşamam kardeşim az önce sevgilin olan kardeşini gördüm. Çok üzgündü. Neden böyle bir şey yaptın. Kardeşim deseydin aranızda yer alan tüm buzlar erirdi. Şimdi o buzlar dağa dönüştü. Derin bir nefes aldım. Demin kırdığım potun bende farkındaydım. Az önce yemekhaneye giderken kışlanın en çapkın iki tane çocuğun Firuze’nin güzelliği hakkında konuştuklarını duyunca kafam atmış yemekhane de bağırarak Firuze’nin sevgilim olduğundan bahsetmiştim. O İsmail ile Hakan salağı Firuze hakkında ‘yok güzel kız yok iki güne benimdir’ diyerek konuşuyorlardı. Kafam attı uzak durmaları için bende öyle söyledim .’’ Kardeşim deseydin de uzak dururlardı. Senin şerrinden korkarlardı emin ol. Uzak durmazlardı eğer kardeşim deseydim benden gizli yaklaşma ihtimalleri vardı ama sevgilim diyerek bu ihtimali sıfıra indirdim. Sen manyaksın bunun farkındasın dimi. Hayır kardeşim ben ağabeyim. Hem haklısın şerrimden korkmaları gerekir. Çünkü o söyledikleri sözleri bir yerlerine sokana kadar ızdırap çektiricem onlara. Onlara ızdırap çektirmek konusunda her daim yanındayım. Analarından emdikleri sütü burunlarından getirelim. - Neyse onların icabına sonra bakarız. Firuze ile aramda ki ilişkiyi düzeltmem konusunda yardım etmen gerekli. Sen benden daha naif adamsın. Çok iyi yol gösterirsin. Furkan bu hayatta sevmekten korktuğum bir diğer kişiydi. Firuze’den farkı yoktu benim için. Sertliğime, hakaretlerime asla aldırmazdı. Onu sevdiğim için böyle davrandığımı bilirdi. Firuze’nin gönlünü ancak karşına alıp içinde biriktirdiğin her şeyi tüm samimiyetinle anlatırsan alabilirsin. İçimde biriktirdiğim her şeyi ona anlatırsam sanki daha fazla sinirlenecek gibi geliyor. Evet sinirlenecek sende onu her seferinde sakimleştirip tekrar konuşmaya devam edeceksin. Ben ve birini sakinleştirmek. Sanki ikimiz çok ayrı kulvarlardayız gibime geliyor. Sen gözünün içine bakıp tüm samimiyetinle konuşursan aslında sinirlenmeyecektir. Çabaladığını göster ona. Neyse ben kaçıyorum. Bak karşına alıp konuşana kadar korumak adı altına gizlediğin kıskançlığını dizginle. Yoksa kardeşini tamamen kaybedeksin. Tamam anladık. Eve gelecek misin? Yoksa burada mı kalacaksın. Yok onu bu kadar çakalın arasında tek bırakamam. Burada kalacağım. Furkan oturduğun yerden kalmış arka arka yürüyerek kapıya doğru ilerliyordu. Beni o soğuk evde yalnız mı bırakacaksın? Aşk olsun sevgilim. ‘’ Seni de sevgilini de ‘’ Önümde yer alan kalemi alıp fırlattığım da kalem kapıya gelmiş Furkan ise çoktan odadan çıkmıştı. Ne olursa olsun beni bu hayatta güldüren anlayan tek insan Furkan’dı. Diğer insanın ise Firuze’nin olması için elimden geleni yapacaktım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 1

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 3

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 2