AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 6

BÖLÜM 6 Kemal ve ailesi dinlendikten sonra hazırlanıp yemek için restoranına indiklerinde Serap çoktan gelmiş onlar için masa hazırlatmıştı. Serap eli ile oturacakları masayı işaret ederek ‘’Hoş geldiniz efendim.’’ dedi. Kemal ve ailesi gösterilen masaya geçtiklerinde bir garson yanlarına gelip siparişlerini aldı. Yemeklerin gelmesini beklerken Mehmet masada ki sessizliği bozdu. ‘’ Kızım bizi burada misafir ettiğin için çok sağol. Zahmet verdik sana hakkını helal eyle.’’ - Öyle şey olur mu amcacım. Kemal çok sevdiğimiz bir arkadaşımız. Hem derslerimde de bana çok yardımcı oldu. Küçük bir teşekkür olarak yardım etmek istedim. Masada konuşmalarken yaşanırken Hayriye’de kızı süzmeye devam ediyordu. ‘’ Ne güzel kız tam Kemal’ime göre hem o da doktor. Bakışlarını da Kemal’den ayırmıyor. Ben de bu kızı almazsam adım Hayriye değil.’’ diyerek içinden geçiriyordu ki garsonun yemekleri getirmesi ile düşüncelerine birazcık ara verdi. Gelen yemekleri sessizce yedikten sonra çay faslına geçtiler. Hayriye ‘’ Serap kızım Kemal bize yarın Ankara’yı gezdirecekmiş. Sende gelsene bizimle hem sen buralısın Kemal’den daha iyi bilirsin gezecek yerleri.’’ Serap sanki bu daveti bekliyormuşçasına hemen ‘’ Tabi efendim ben sabah otele gelirim yakın yerlerden başlayarak gezeriz.’’ Diyerek cevapladı. Hayriye duyduğu cevaptan çok memnun olmuştu. Kemal ise annesinin Serap ile ilgili düşüncelerini anladı boğazını temizleyip ‘’ Serap şimdi annem dedi diye kendini mecbur hissetme. Bize zaten yeterince yardımcı oldun yormayalım seni.’’ Kemal’in bu sözüne Serap’ın yüzü düştü. Hayriye ise hemen durumu kurtarmak adına araya girdi. ‘’ Aman ben Serap kızımı pek sevdim oğlum. Kim bilir bir daha ne zaman görürüm. Eğer kızım da yorulmazsa bizimle yarın gelsin.’’ Serap tekrar heyecanlı bir şekilde ‘’ Evet Kemal hiç yorulmam hem bende Hayriye teyze ile Mehmet Amcayı çok sevdim.’’ Kemal sessizce tamam dercesine başını salladı. Yemek ve çay faslı bittikten sonra Serap evine gitmiş Kemal ve ailesi ise odalarına çıkmıştı. Odalarına varır varmaz annesi uyumuştu. Kemal ise babası ile birlikte odanın balkonuna geçmiş manzarayı izliyordu. Kemal babasına Gülbahar’ı sormamak için kendini zor tutuyordu. - Oğlum sormayacak mısın? - Neyi baba. - Gülbahar kızımı. Babası böyle deyince Kemal’in yüzü kızardı. Hafif tebessüm ederek yüzünü yere eğdi. - Oğlum gözlerinin içini böyle güldüren bir kız bulduysan benden bile utanma. Kemal tebessüm ederek başını kaldırdı. Ama yanaklarında ki kızarıklık hala yerli yerinde duruyordu. - Gülbahar nasıl baba. - Gayet iyi oğlum. Geçen beni yolda gördü heyecandan Mehmet Teyze dedi. Senin ki gibi yanakları kıpkırmızı oldu. Sonra da özür dileyip elimi öptü. Yani beni bile gördüğünde bu kadar heyecanlanıp saygı duyuyorsa sana olan sevgisini düşünemiyorum oğlum. Mehmet’in anlattıklarından sonra aralarında gülüştüler. Kemal evlilik konusuna girmek için uygun anda olduğunu düşündü.’’ Baba aslında seninle konuşmak istediğim bir konu var da neresinden başlayacağımı bilemiyorum.’’ - Çekinme oğlum söyle hadi. - Baba benim tatilime az bir zaman kaldı. Ben diyorum ki tatilde Gülbahar ile nişan yapalım. Yazın da düğün. Bunu sana söylerken o kadar utanıyorum inan ama artık onsuz yapamıyorum. - Bak oğlum sevgine saygı duyuyorum. Lakin evlilik dediğin peşinde bir sürü sorumluluk getirir. Hem okulun derslerinde ağır. İyi düşündün mü? - Evet baba her şeyi ayrıntılı bir şekilde düşündüm. Hem çalışıp hem okurum. Biliyorum zor olacak ama ben Gülbahar’ın hasretine dayanamıyorum. Mehmet elini Kemal’in omzuna attı. ‘’ O zaman şöyle yapalım. Önce bir nişan yapalım. İki yıl nişanlı durursun. Bu süre zarfında da hem okur hem de çalışır para biriktirirsin. Kemal bu durumu kabul etmiş gibi davrandı. Çünkü iki yıl da hasretlik çekecek takati kalmamıştı. - Biz böyle konuşuyoruz da Gülbahar kızım ne diyor bu işe.’’ - Mektup yazdım cevap bekliyorum ama bence oda tamam diyecek. O zaman baba önce nişanı bir yapalım süresini sonra konuşuruz. Mehmet hafif tebessüm edip elini Kemal’in dizine koydu. ‘’ Tamam güzel oğlum. Tamam. Hadi yatalım artık yarın gezilecek bir Ankara’mız var.’’ İkisi de oturdukları balkondan kalkıp yataklarına geçip yattılar. Babası ile konuştuktan sonra sanki üzerinden büyük bir yük kalkmıştı. Yatakta sağına soluna dönüyor heyecandan gözüne bir türlü uyku girmiyordu. En sonunda elini başının altına aldı. Hayaller kurmaya başladı. Kurduğu hayallerin arasında uykuya daldı. Hayaller insanları kandırabilme konusunda çok yetenliklidir. İnsanların beynine girer güzel şeyler düşünmesini sağlar sonrasında ise gerçekleşmeden uçup gider. Uçup gittiği yerden ardında bıraktığı insana bakar. Pes ediyor mu savaşıyor mu diye. Eğer insan hayali için savaşmaya devam ederse o zaman en uygun vakitte gerçekleşmek için insanın hayatına girer. Savaşmaz ise yolunu yeni rotalara çevirir. Sabah olmuş Kara ailesi Ankara’yı gezmek için hazırlanmışlardı. Otelin lobisine indiklerin de Serap’ı koltukta beklerken buldular. Serap’ın Kemal’i görünce yüzünde büyük bir gülümseme oluştu. Hızlı adımlar ile yanına gidip ‘’ Günaydın Kemal’’ dedi. Sonra arkasında duran Mehmet ve Hayriye’ye doğru ilerleyip ‘’ Günaydınlar efendim’’ dedi. ‘’ Günaydın kızım bugün de ayrı bir güzel olmuşsun maşallah.’’ dedi Hayriye. ‘’ Teşekkür ederim efendim’’ diyerek karşılık verdi Serap ve sözlerine devam etti. ‘’ Kahvaltı yapmadıysanız ilerde çok güzel bir yer var önce sizi oraya götürmek istiyorum. Sonrasın da ise Ankara’yı keşfetmeye başlarız.’’ Kemal önce babasına baktı onay aldıktan sonra ‘’ Peki hadi çıkalım o zaman’’ dedi. Hep birlikte çıkıp önce kahvaltıcıya gittiler. Daha sonrasında ise Ankara’yı gezmeye koyuldular. Kızılay meydanına geldikleri zaman ANKARA HATIRASI yazılı bir pankart gördüler. Pankartın önünde bir fotoğrafçı vardı ve para karşılığında isteyen kişilerin pankartın önünde fotoğraflarını çekiyordu. Serap eli ile pankartın bulunduğu tarafı göstererek ‘‘ Burada fotoğraf çektirelim mi?’’ dedi. ‘’ Çok iyi düşündün kızım dedi. Maraş’a gidince gösterip komşulara havamı atarım.’’ dedi Hayriye. Serap’ı kolundan tutup çekiştirerek pankartın bulunduğu tarafa doğru hızla götürdü. Pankartın önüne önünde duran iki adet sandalyeye Mehmet ve Hayriye oturdu. Arkasına ise Kemal geçmişti. Kemal içinden Emine de olsaydı yanımızda diye geçirdi. Okulu olduğundan dolayı Emine Ankara’ya gelememiş halasında kalmak durumunda kalmıştı. Ya da annesi ayağına bağ olur diye düşünüp okulu bahane edip getirmemiş olabilirdi. İlk çekilen fotoğraf karesine Serap, Hayriye’nin tüm ısrarlarına rağmen katılmamıştı. Ama ikinci fotoğraf karesi için Hayriye’nin çok kurnaz planları vardı. Önce Kemal’i kalkmış olduğu sandalyeye oturttu. Sonrasında ise Serap’a dönüp ‘’ Kızım sende geç şöyle yanına Kemal’in bir hatıra kalsın ikinizden’’ dedi. Serap da kemal de şaşırmış bir şekilde Hayriye’ye doğru baktılar. ‘’ Anne bu yaptığımız bence uygun olmaz’’ dedi Kemal ve sandalyeden kalktı. Hayriye Kemal’in yanına gelip sandalyeye tekrar oturmasını sağladı. Sonrasında ise Serap’ın elinden tutup yanında ki sandalyeye oturttu. ‘’ İlerde çocuklarınıza gösterirsiniz oğlum’’. Hayriye’nin bu sözlerinden sonra Kemal sinirli bir şekilde annesine baktı. Annesinin Gülbahar’a olan duygularını görmezden gelmesi hem de Serap’a umutlar vermesi sinir kat sayısını daha da arttırıyordu. Hayriye Kemal’in bakışlarına hiç aldırış etmeden fotoğrafçının yanına gitti ve ‘’ Çek oğlum’’ dedi. Fotoğrafçı Kemal ve Serap’a dönerek ‘’ Kadraja sığmıyorsunuz biraz yaklaşabilir misiniz?’’ dedi ve Kemal istemeyerek biraz daha Serap’a yaklaştı. Serap ise fırsattan istifade Kemal’e biraz daha yaklaşıp koluna girdi. Kemal ne olduğun anlamadan fotoğrafçı fotoğrafı çekti. Kemal sandalyeden sinirli bir şekilde kalkıp babasının yanına doğru ilerledi. ‘’ Baba bence anneme bu kadar gezmek yetmiştir. Biz en iyisi otele dönelim.’’ Sonra Serap’a döndü ‘’ Serap sana da çok teşekkür ederiz. Ama artık evine dönsen iyi olur otele tek başımıza gidebiliriz.’’ dedi ve arkasına bile bakmadan taksicilerin bulunduğu alana doğru ilerlemeye başladı. Serap Kemal’in arkasından öylece bakakaldı. Hayriye ise durumu düzeltmek adına Serap’a doğru yaklaştı. ‘’ Serap kızım her şey için çok teşekkür ederiz. Sen Kemal’in kusuruna bakma yoruldu herhalde ondan böyle sinirli davrandı. Ailene çok selam söyle. Maraş’a da bekleriz.’’ ‘’ Estağfurullah efendim ben okulda konuşur neye sinirlendi anlamaya çalışırım. Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.’’ dedi Serap. ‘’ Hadi hanım oğlan gitti bide beklettik diye sinirlenmesin.’’ dedi Mehmet. Hayriye tamam dercesine başına salladı ve Serap’a son bir kez sarılıp yanından ayrıldı. Mehmet ile birlikte Kemal’in beklediği yöne doğru ilerledi ve beraber taksiye binip otele doğru yola koyuldular. Yol boyunca taksinin içerisinde sessiz bir gerginlik hâkimdi. Otele vardıklarında Kemal odaya kadar asla ağzını bile açmadı. Hayriye bu sessizliğin hayra alamet olmadığını çok iyi biliyordu. Odaya çıktıklarında sessizliği ilk bozan Hayriye oldu. ‘’ Ayy ne yoruldum ama değdi. Güzel memleketmiş bu Ankara.’’ Sonra Kemal’e dönüp ‘’ Serap kızımda ne tatlı ne güzel kız demi Kemal.’’ Dedi. İşte Hayriye’nin bu son söylediği söz Kemal için bardağı taşıran son damla olmuştu. ‘’ Anne ben senin ne yapmaya çalıştığını anlamıyor muyum sanıyorsun. Sen benim gönlümde kim var bilmiyor musun? ‘’ Kemal’in bu sözlerinden sonra Hayriye oğlunun tam karşısına geçti. ‘’ Ben doktor olan oğluma o sünepe kızı almam. Okumamış etmemiş evde o pasaklı anasının nakışlarını öğrenerek büyümüş. utanmayancan mı ilerde öyle cahil bir kızı yanında taşımaya.’’ ‘‘Sen nesin anne sen de cahil değil misin? Sen de okumamışsın. Benim sevdiğim kadın hiç değilse bir şey öğrenerek büyümüş. Sen evde onun bunun dedikodusunu yapmaktan başka ne yapıyorsun. Sen benim sevdiğim kadından daha da cahil sayılırsın. O zaman seni asla yanımda taşımamam gerekir.’’ Hayriye elini kaldırıp sertçe Kemal’e bir tokat attı. Kemal elini yanağına attı. Annesinin gözlerinin içine hayal kırıklığı ile baktı. ‘’ Mehmet valizleri hemen topluyorum. Buradan hemen gidiyoruz.’’ Kemal ceketini de alıp odadan aniden çıktı. Mehmet ise Hayriye’ye dönüp ‘’ Yaptığın çok büyük bir hataydı. Oğlumuz büyüdü hayırlı evlat olmak için çok çalıştı. Çalışanın hakkını vermek gerekir. Kendi nefsini tatmin etmek için oğlunun isteklerine göz yumuyorsun. Az önce sesimi çıkarmadıysam bil ki oğlunun karşısında seni daha fazla küçük düşürmemek içindi. Lakin şu dakikadan sonra ilk işim Maraş’a gidince Gülbahar’ı Kemal’e istemek olacaktır.’’ Hayriye ‘’ Ne haliniz varsa görün’’ deyip hiddet ile valizleri toplamaya başladı. Mehmet ise yatağın üzerine oturup büyük bir üzüntü ile karısını izliyordu. İnsanın hayatında sahte mutluluklar mevcuttur. Bu sahte mutlulukları elde emek için yakar yıkar kendini heba eder. Bir müddet mutlu olduğunu düşünür. Ama sonrasında dönüp arkasına bakar. Büyük bir enkaz görür. Mehmet eşine üzülerek bakıyor ve içinden karısının sahte mutluluklar için arkasında fazla enkaz bırakmamasını yâda başkalarını enkaza çevirmemesi için dua ediyordu. **************************** 35 YIL SONRA FERİT’TEN Furkan’ın vurulmasının üzerinden bir ay geçmişti. Aramızda olmadığı bu süre zarfında durmamış örgütün birçok inine sayısız operasyon düzenlemiştik. Düzenlediğimiz operasyonlar sonucunda kimyasal bir silah ile ilgili belgeler ele geçirmiştik. Yeni hedefimiz ise silahın ne amaçla tasarlanmış olduğunu bulmak ve yok etmekti. Hedefimizi gerçekleştirmek için atılan ilk adım ise Kurt Timi’ne yeni üyeler katmaktı. Şimdi ise bu üyeler ile tanışmak için Fahri Albay bizi yanına çağırmıştı. ‘’Komutanım bensiz çok sıkılmadınız inşallah.’’ Arkamdan gelen ses Furkan’a aitti. Furkan’ın bir aylık raporu bitmiş ve aramıza dönmüştü. ‘’ Sıkılacak vaktimiz olmadı. Ama senin eksikliğin de çok belliydi Furkan’ım.’’ ‘’ Hiç belli gibi değildi sanki.’’ Sonra biraz daha yanıma yaklaşıp ‘’ Beni almadan neden çıktın sevgilim. Yokluğuma alışman kalbimi çok kırıyor.’’ ‘’ Lan çıkma rütbeden alırım ayağımın atına seni. Bir duşa giriyorsun on saat çıkmıyorsun. Hayır, sırma gibi saçların da yok ki anasını satayım. Ne yapıyorsun o kadar banyoda?’’ ‘’ Komutanım’’ deyip selam verdi Ömer başım ile rahat olmasını işaret ettikten sonra Furkan’a dönüp sarıldı. ‘’ Komutanım çok geçmiş olsun. Sizi çok özledik.’’ Biraz daha Furkan’a doğru eğildi ‘’ Sizsiz Ferit Komutan daha bir sinirli oluyor. Allah sizi başımızdan eksik etmesin komutanım.’’ Gidip Ömer’in kafasını sertçe sevmeye başladım. ‘’ Oğlum hatırlat bana toplantıdan sonra seni sallanan sandalye olarak kullanıp üzerinde çay içeceğim. Sen sinir neymiş ondan sonra göreceksin. Hadi düş önüme toplantıya.’’ Dedim. Toplantı odasına vardığımızda timin geri kalanı odada hazırda bekliyordu. Her biri ayrı ayrı gönlümde taht kurmuş güzel insanlardı. Onlara kızmam sevmediğimden değildi. Onlar kimiydi. Üsteğmen Furkan Yıldırım. Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Nadir Astsubay Kıdemli Başçavuş Oğuzhan Fıstık Teğmen Tufan Bayrak Astsubay Kıdemli Üstçavuş Asil Yiyen. Albay Fahri’nin odaya girmesi ile hepimizi ayağa kalkıp selam verdik. Eli ile oturmamızı işaret edip kendisi de sandalyesine oturdu. ‘’ Evet arkadaşlar son yaptığımız baskında ele geçirdiğimiz evraklar kimyasal bir silahın tasarlandığı yönünde. Bizim görevimiz ise bu silahın ne amaçla tasarlandığını ve nerede muhafaza edildiğini bulmak. Yolumuz zorlu ve uzun. Kurt Timi olarak bu görevden alnınızın akıyla çıkacağınıza adım gibi eminim.’’ Albayın bizim için söylemiş olduğu sözler hepimizin gözlerinde gurur ışıklarının yanmasına vesile olmuştu. ‘’ Şimdi dedim ya önümüzde uzun bir yol var diye. Bu nedenle size yoldaşlık edecek üç tane gözü pek hanım aldım time. Diğer timlerde kadın var lakin sizde yok.’’ ‘’ Komutanım biz böyle iyiydik. Hani hanım arkadaşlar olmasa daha güzel çalışırız sanki’’ dedim. Askerlik hayatım boyunca birçok timde yer almıştım. Bulunduğum timlerin hiçbirinde kadın bir asker ile çalışmamıştım. Timde yeni gelecek olan kişilerin kadın olması biraz beni korkutmaya başlamıştı. ‘’ Şimdi dön time bak. Tufan hariç hepiniz öküz gibisiniz. Tufan neden öküz değil biliyor musun? Çünkü evli. Onu öküzlükten çıkarıp adam yapan bir karısı var. Geri kalanınız bayramda bile rağbet görmeyecek öküzlersiniz. Sizle yaptığım her toplantıdan sonra şu odayı havalandırıyorum. Buram buram ahır kokuyor.’’ Asil’in ‘’ Komutanım’’ sesi ile hepimiz tedirgin bir şekilde ona bakmaya başladık. Çünkü Asil timin en patavatsız adamıydı. Kendi aramızda yapmış olduğu patavatsızlıkları tolöre edebiliyorduk ama albayın karşısında söylediği her söz bizi ipin götürmeye bir adım daha yaklaştırıyordu. ‘’ Söyle Asil gene ne yumurtlayacaksın acaba’’ dedi Albay Fahri. ‘’ Bizim Ömer çok çapkın komutanım. Biz kızdan ötekine koşuyor. Acaba onu da öküz statüsünden almamız mümkün mü?’’ Bu çocuk saha da fişek gibiydi. Hiçbir görevde hata yaptığını görmedim lakin iş konuşmaya gelince nerde ne konuşacağını asla bilmezdi. ‘‘ Yok oğlum hiç öküz olur mu? Ömer seni öküzlükten camışlığa terfi ettirdim. Ferit Yüzbaşı sen bu oğlan ile kaç yıldır çalışıyorsun. Bir nerde ne konuşacağını öğretemedin.’’ ‘’ Ben ona artık seve seve öğreteceğim komutanım siz merak etmeyin.’’ Dişlerimi sıkarak Asil’e doğr baktım. ‘’ Yahu ben başka timlerle de toplantılara giriyorum hepsi disiplinle dinliyor. Size gelince ilkokulda ki çocuklar gibi kaynıyor. Pamuk gibi giriyorum şu odaya ateş gibi çıkıyorum.’’ Kapının çalınıp askerin içeriye girmesi ile albay sesindeki öfkeyi dizginlemeye çalıştı. ‘’ Komutanım beklediğiniz bayan askerler geldi.’’ ‘’ Tamam al içeri hemen.’’ Dedi albay. İçeriye giren ilk asker geçen gün köyde baskın yediğimiz de hem yardımcı olan hem de köyde ki yaraları tedavi eden tabip teğmendi. Arkasından sarışın renkli gözlü bir kız girdi. En son giren kişiyi gördüğüm zaman gözlerime inanmamıştım. Gelen kardeşim Firuze idi. Kalbim bir heyecanla doldu. Rabbim kardeşimi geri kazanmam için bana bir kapı açmış onu yanıma yollamıştı. Beni görünce aynı şaşkınlığı Firuze’nin de yaşadığını hissettim. Gözleri bana kenetlenmiş bir şekilde öylece kalmıştı. ‘’Evet kızlar geçin hemen oturun boş sandalyelere.’’ Dedi Albay. Albay’ın emir vermesi ile Firuze Furkan’ın tam karşısında ki boş sandalyeye oturdu. ‘’ Tanışma faslını siz aranızda sonra halledersiniz. Şimdi görevimize odaklanalım. Bildiğiniz gibi geçen gün ki baskında kimyasal bir silah ile ilgili çok önemli belgeler ele geçirdik. Belgeler sadece silahın bir ön aşamasını içeriyor. Nerede olduğu ve üretilmesinin hangi aşamada olduğu belgelerde yer almıyor. Lakin bu işin başını çeken kişiyi biliyoruz.’’ Albay eline projeksiyon aletinin kumandasını alıp duvara bıyıklı kalın kaşlı ince yüzlü bir adamın görüntüsünü yansıttı ve konuşmasına devam etti. ‘’ Nusret Çaka asıl işi silah kaçakçılığı, edindiğimiz istihbarata göre kimyasal silah ile ilgili maddelerin ülkeye girmesinden sorumlu’’ Sonra farklı bir kişinin görüntüsü yansıdı ekrana. Bu da sarışın ela gözlü hafif yanakları hafif bir dolgun bir adamdı. ‘’ Hakan Çaka. Nusret’in oğlu. İngiltere de tıpı bitirmiş. Ülkesine döner dönmez de Silvan da ki bir hastane de görev yapmaya başlamış. Üstelik Egemen Soylu adıyla. Size ilginizi çeken bir şey daha diyeyim mi asıl Egemen Soylu yok ortada. Nerede olduğu bilinmiyor.’’ ‘’ Peki asıl Egemen Soylu’yu arayan kimse olmamış mı Komutanım’’ dedim. ‘’ Hayır adam küçüklükten beri yetimhane de büyümüş. Kimsesiz.’’ ‘’ Peki bizden ne yapmamızı bekliyorsunuz Albay’ım’’ dedi Melek. ‘’ Askeri kimliğinizi gizleyip hastaneye sızacaksınız. Bu Hakan duyduğuma göre çapkın bir adammış. Arkadaş olup bize bilgi getireceksiniz. Bizde verdiğiniz bilgilere göre operasyonlar düzenleyip hem silahı hem de bu işin arkasındakileri bulacağız. ‘’ ‘’ Ne zaman başlıyoruz göreve komutanım’’ dedi Sena. ‘’ Bu görev bizim için çok önemli. Silah ne aşamada ne için yapılıyor bilmiyoruz. Bu nedenle hemen yarın başlıyoruz. Hızır hepinizin yoldaşı olsun.’’ Hepimizin gözleri ışıldıyordu. O pislikleri yerin bin kat aşağısına gömmeye hazırdık. Albay gözlerimiz de yer alan istekliliği görünce göğsü gururdan kabarmıştı. Belki kişisel hayatlarımızı yoluna koyamamıştık askerlerdir. Ama iş vatan olunca büyük bir disiplin ile savaşırdık. Başka sorusu olan yoksa toplantı bitmiştir.’’ Dedi Albay. O sırada Asil parmağını kaldırıp ‘’ Benim var komutanım’’ dedi. ‘’ Sorusu olan var mı diye sordum evladım laga luga yapacak olan var mı diye sormadım. Neyse hadi toplantı bitmiştir. ‘’ Albay önünde ki belgeleri toplayıp odadan çıkarken arkasından hızlıca bende odadan ayrıldım. Zira Firuze’nin albaya kardeşim olduğunu söylemem gerekiyordu. Aynı timde ve operasyonda yer almak her şeyi riske atabilir tüm emeklerim suya düşebilirdi. ‘’ Albayım’’ diye seslenmem ile birlikte durdu ve bana doğru döndü. ‘’ Ne diyeceksin Bektaş çok işim var.’’ Koşar adımlar ile yanına doğru ilerledim. ‘’ Albayım sizinle Firuze Kara hakkında konuşmak istiyorum.’’ ‘’ Firuze’nin kardeşin olduğunu mu söyleyeceksin Bektaş.’’ Albay’ın bunu bilmesi beni şaşırtmıştı. ‘‘ Oğlum sence ben onları time araştırmadan dâhil eder miyim? Bak bir askerin ailesi olması gerekir. Evleneceğin yok bari kardeşinle aranı düzelt diye time aldım.’’ Toplantı odasının önünde duran Firuze’ye dönüp sözlerine devam etti. ‘’ Toplantı odasına ilk girdiğinde bir an Gülbahar yengem yanımda sandım. Aynı ona benziyor. Çok da başarılı bir asker.’’ Albay Fahri aslında babamın askerlerinden biriydi. Askeri okulu bitirdiğimden beri hep yanımda olmuş ‘’ Serdar komutanımın oğlu benim oğlumdur’’ demiş bana hep sahip çıkmıştı. Albay işlerini halletmek için odasına doğru gittiğinde ben de Firuze’ye bakmaya hala devam ediyordum. Albay haklıydı büyüdükçe aynı anneme benzemeye başlamıştı. Mesela gülüşü aynı annemdi. Sonra Firuze’nin bu kadar kime güzel güldüğü dikkatimi çekti. Karşısında Asil’i gördüğüm an kan beynime sıçramıştı. Benim kardeşim daha bana gülmezken elin oğluna nasıl gülebilirdi. Hiçbir şey düşünmeden Firuze’nin yanına doğru yürümeye başladım. ********************************** 35 YIL SONRA FİRUZE’DEN Sabah namazından sonra gökyüzünü seyretmeyi ayrı bir seviyordum. Güneşin doğması ayrı bir umut veriyordu. Gün sonunda umutsuzluklar ile uyusak bile güne başlarken aydınlık bir geleceğimizin olduğunu hayat bize fısıldıyordu. Dün görev yeri değişikliği haberini almıştık. Yeni görev yerimiz Diyarbakır’dı. Şehrin ismini ilk defa duyduğum anda içimi bir hüzün kaplamıştı. Diyarbakır ağabeyimin görev yaptığı yerdi. Muhtemelen görev yaptığım süre boyunca onunla karşılaşmalarım olacaktı ama beni tanıdığını belli edip kardeşim diyerek sahip çıkacağını da hiç sanmıyordum. Görev yerimize gidebilmek için sabahın erken saatlerin de yola çıkmıştık. Diyarbakır’da ki karargâha gelmemiz yaklaşık 4 saat sürmüştü. Arabadan indiğimizde Albay’ın postasını olduğunu düşündüğüm kişi bizi kapıda karşıladı ve yeni ekibimizle tanışmak için toplantı odasına kadar eşlik etti. Toplantısı odasının önüne vardığımızda ilk önce bize eşlik eden asker içeri girip geldiğimizi bildirdi. Daha sonrasında bizim de içeri girmemiz için kapıyı sonuna kadar açtı. Odaya ilk giren Melek Komutan oldu. Daha sonrasında Sena ile ben de arkasından eşlik ettik. Odaya girer girmez gözlerim fal taşı gibi açıldı. Çünkü karşımda ki kişi ağabeyimdi. Tamam burada ağabeyim ile karşılaşmayı bekliyordum ama onunla aynı timde olacağım hiç beklediğim bir şey değildi. Ağabeyimin görmenin şaşkınlığına o kadar dalmıştım ki Albay’ın oturun dediğini hiç duymamıştım bile. Sena kolumdan çekiştirerek sandalyeye doğru beni ittiğinde şaşkınlığım biraz dinmiş ve anca kendime gelmiştim. Ta ki Furkan’ın karşısına oturduğumu fark edene kadar. Az önce beynim de oluşan şaşkınlık şimdi kalbime inmişti. Karşısına oturduğumda Furkan kafası ile baş selamı verince bende ona karşılık verdim. Toplantı boyunca aklım o kadar yerinde değildi ki tek anladığım şey yarın hastaneye gizli bir görev için gideceğimizdi. Toplantı bittiğinde herkes teker teker odayı boşaltmaya başlamış ben ise oturduğum yerde kalakalmıştım. Ağabeyim ile aynı timde nasıl çalışacaktık ne yapacaktım şu an düşünmekten kafam patlıyordu. ‘’ Firuze neden dışarı gelmiyorsun’’ Sena’nın sesi ile aniden düşüncelerimden sıyrıldım. ‘’ Hemen geliyorum.’’ Dedim. Kapının önüne çıktığım da Melek Komutan Furkan ile bir köşede sohbet ediyorlardı. Sena ise timin diğer üyeleri ile çoktan kaynaşmıştı. Sena’nın yanına doğru ilerken beni ilk fark eden Asil oldu. ‘’ Komutanım görüşmeyeli nasılsınız.’’ Dedi O kadar içten gülüyordu ki karşılık vermeden edemedim. ‘’ İyiyim Asil sen nasılsın diye sormayacağım son gördüğümden bu yana baya iyisin.’’ ‘’ İyiyim hamdolsun komutanım’’ dedi ve ekibe dönerek ‘’ İşte size bahsettiğim Furkan Komutan’ın hayatını kurtaran teğmen.’’ Asil’in böyle söylemesi ile yanaklarımda bir kızarıklığın oluştuğunu hissettim. ‘’ Abartmayalım Asil ben sadece görevimi yaptım.’’ Dedim. ‘’ Bence Asil’in söylediği kadar varsınız çok güzelsiniz ben Ömer’’ ‘’ En son Asil bunu dediğinde Ferit Komutan’ım onu elli tur karargâhta koşturmuştu. Şimdi sende bu duruma düşmek istemiyorsan düşüncelerini sakla Ömer’’ duyduğum ses kalp atışlarımın daha da hızlanmasına neden olmuştu. Sonra bana Furkan elini uzattı. ‘’Üsteğmen Furkan Yıldırım.’’ Dedi. Bende uzattığı eli sıkarak ‘’ Memnun oldum komutanım aslında ben sizinle daha önce tanışmıştım ama sizin haberiniz yoktu.’’ Aman Allah’ım şu an ne olur ye yarılsın da içine gireyim. Ben nasıl bir pot kırdım öyle ya. ‘’ Sana bir can borcum oldu. Aslında teşekkür için bizzat yanına gelecektim ama karşılaşmak buraya kısmetmiş.’’ Dedi. ‘’ Estağfurullah komutanım benim görevimdi’’ dedim. ‘’ E bizi tanıştıran olmadı. Ben Tufan bu sessiz arkadaşımız da Oğuzhan.’’ ‘’ Tek kendini tanıtmayan ben kaldım sanırım. Ben de Melek.’’ Timin içinde tatlı bir sohbet devam ederken arkamdan gelen bir ses ile irkildim. ‘’ Teğmen Firuze Kara derhal odama geliyorsun.’’ Beni bağırarak çağıran kişi ağabeyimden başkası değildi. Bu ses tonunu hafızamın derinliklerinden çıkıp kendini hatırlattı. Küçükken de ağabeyimi sinirlendirecek bir şey yapmış olsam aynı ses tonu ile bana bağırırdı. Başım ile timdekilere selam vererek ağabeyimin gittiği yöne doğru ilerledim. Uzun bir koridorda ağabeyim önde ben arkada odasına doğru yürümeye başladık. Beyaz bir kapının önünde durdu ve açtı. Sonrasında bana döndü ve kafası ile içeri geçmemi işaret etti. İçeri girdikten sonra masasının başına geçti ve ellerini sertçe masaya vurdu. ‘’Firuze Hanım benden sakladığınız gülücüklerinizi maşallah başkalarına bolca dağıtıyorsunuz.’’ Dedi. Bir insan küçüklüğünden beri hiç değişmez miydi? Küçükken de kıskançlıktan arkadaşları ile futbol oynarken bakmama bile izin vermezdi. Bir gün ağabeyimin takımından bir çocuk gol attığında sevinçten alkışlamıştım. Onda bile çocuğa sinirlenip maç boyunca pas vermemişti. ‘’ Bunca zaman sonra tekrar karşılaşıyoruz. Bana ilk söyleyeceğin şey bu mu yani?’’ dedim. ‘’ Lafı döndürmede bana cevap ver. O Asil’e neden öyle içten gülüyordun.’’ Sinir katsayım her söylediği sözde bin kat daha fazla artıyordu. ‘’ Sana neden içten gülemiyorum biliyor musun? Çünkü beni yalnız başıma bıraktığında içimde ki sana ait olan gülücüklerimi soldurdun. Ben seni ilk gördüğüm de bana bir adım atsan belki içimde ki o gülücükler tekrar canlanacaktı. Sen elinde ki o son fırsatı da kaçırdın Ferit Komutanım.’’ Sözlerim bittikten sonra ellerimi ağabeyim gibi masaya koyup ‘’ Şu saatten sonra sen benim komutanımsın ben senin askerinim. Bana bunun bilinci ile davranırsanız çok iyi edersiniz Yüzbaşım.’’ Dedim ve sözlerim bitirdiğim an ağabeyimin konuşmasına fırsat vermeden odadan bir hışımla çıktım. Geldiğimiz uzun koridordan geçtim ve kendimi kışlanın bahçesine attım. Gözlerimden akan yaşlara mani olamıyordum. Ağladığımı kimsenin görmemesi için kuytu bir yer bulup sakinleşmeye çalıştım. Ama o kadar dolmuştum ki gözyaşlarım bir türlü durmuyordu. Ben kendimi sakinleştirmeye çalışırken kaşıma birinin gelip durduğunu fark ettim. Kafamı kaldırdığım da elinde ki peçeteyi bana uzatan Furkan ile göz göze geldim. ‘’ Her komutandan azar işittiğinde böyle ağlar mısın yoksa azarlayan ağabeyin diye mi gözyaşlarını tutamadın.’’ Şaşkınlık ile dönüp baktım. ‘’ Bakma öyle ağabeyinin güvenip muhabbet edip anlaştığı nadir insanlardan biriyim. ‘’ dedi ve göz kırptı. ‘’ Söyle bakalım seni niye ağlattı.’’ İçim de o kadar karmaşık duygu rüzgârları esiyordu ki bir yanım da sinir hüzün varken diğer yanımda heyecandan yerinde duramıyordu. ‘’ Ben ondan sadece bana sarılıp özür dilemesini artık bu hayatta ben varım yalnız değilsin demesini beklerken o sırf bir askere içimde art niyet olmadan güldüğüm için bağırdı.’’ ‘’ Belki de onun özür dileme yöntemi budur. ‘’ ‘’ Bana bağırarak mı özür diliyor.’’ ‘’ Hayır, seni o kadar özlüyor ki başkasına gülmeni bile kıskanıyor. Bunların hepsi kardeş özleminden.’’ ‘’ Özlediyse neden arayıp sormadı. Hep beni yalnız bıraktı.’’ ‘’ Seni sordu. Sadece aramadı. ‘’ ‘’ Nasıl sordu ama aramadı.’’ ‘’ Daha fazlasını ben anlatamam. Ağabeyine sor.’’ Gözlerimden akan yaşları elimin tersi ile sildim. ‘’Ağabeyim değil o benim. Sadece aramızda komutan asker ilişkisi var. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı ‘’ Söylediğin şeyi inanarak söylediğini düşünmüyorum. Hem gözlerin Ferit’i affetmek için can atıyor.’’ Bana böyle yaklaşmış olması kalbime zarardı. Sonra yüzünü uzaklaştırarak eski konumuna geldi ‘’ Eğer sakinleştiysen ben içeri gidiyorum. Akşam yemeğini tim ile yemekhane de yiyeceğiz. Geç kalmadan gel.’’ Onaylayacak şekilde sadece başımı salladım. Furkan yanımdan kalktıktan sonra gözden kaybolana kadar izledim. Az önce gözlerimden akan yaşları tutamazken şimdi ise gülümsememe hâkim olamıyordum. Gülümsediğimi fark ettiğim anda elimi yüzüme vurup kendime gelmeye çalıştım. Sonrasında Furkan’ın ardından bende yemekhaneye doğru yöneldim. Hayat ne kadar garipti. Bir dakika önce ağladığın şeyi unutup bir dakika sonra farklı şeylere gülebiliyordun. Şu dakikadan sonra ağlayacağım şeyleri düşünmemek güleceğim şeyleri umut bile beklemek istiyordum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 1

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 3

AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 2