AYRI DÜŞEN YOLLAR BÖLÜM 4
BÖLÜM 4
Gülbahar sabah derin bir korku ile uyanmıştı. Rüyasında babasının onu bıçakla öldürmeye çalıştığını görmüştü. Hayırlara vesile olsun diyerek yataktan kalktı. Elini yüzünü yıkadıktan sonra annesinin yanına inip kahvaltı hazırlıklarına yardım etmeye koyuldu. Kahvaltı hazırlığı bittikten sonra Seher Gülbahar’a dönerek ‘’ Kızım git de bakkal Fikri’den iki ekmek al. Baban sabah çıkarken almamış. Ayşe de şimdi uyuyor kalkması gitmesi on saat sürer acımızdan ölürüz.’’ dedi.
Gülbahar gülerek olumlu anlamda başını salladı ve her zaman ki gibi çamaşır makinenin üzerinde yer alan paradan alıp bakkal Fikri amcanın yolunu tuttu. Ekmeği alıp eve doğru ilerliyordu ki karşısına kocaman bir kangal köpeği çıktı. Gülbahar’ın bu hayatta en çok korktuğu hayvanlardan biri köpek idi. Sağa gitse köpek sağa, sola gitse sola geliyordu. Eliyle ileri geri hareket yapıp kışt kışt dese de köpek geçmesine izin vermiyordu. ‘’ Canım köpek tatliş köpek ne olur bir yol ver görmüyor musun senden korktuğumu’’ diye köpekle sanki karşısında insan varmışçasına konuştu lakin köpek ona doğru daha da çok gelmeye başladı. Köpeğin gelmesi ile Gülbahar geri geri gidiyor ne yapacağını bilmiyordu. O sırada arkadan bir gülme sesi belirdi. Gülbahar arkasını dönüp sesin geldiği yöne doğru baktı ve gülen kişinin geçen parkta Hasan ile konuşan asker olduğunu fark etti. Gülbahar askere sinir olmuş bir şekilde dönüp ‘’ Ne oldu hiç mi köpekten korkan bir kız görmedin. Çok eğleniyorsun bakıyorum da dedi.’’ Asker ise ‘’ Aslında senin onu sevmeni istediği için sana doğru geliyor’’ dedi. Sonra asker dizlerinin önüne çöküp köpeğe ‘’ Gel oğlum ‘’ diyerek çağırınca köpek istikametini Gülbahardan dönderip askere doğru çevirdi. Asker bir yandan köpeği sevip bir yandan da Gülbahar’a dönerek ‘’ Buyurun artık gidebilirsiniz’’ deyince Gülbahar sinirli bir bakış atıp önüne dönerek evine doğru ilerledi.
Eve vardığında annesini çoktan sofrayı kurup başına geçmiş Ayşe'yi ise odadan uykulu gözlerle çıkarken buldu. Sofraya oturduğunda Seher ‘’ Hayırdır kızım ne bu suratının hali giderken güller açıyordu, şimdi o güllerin dikenleri batmış gibi somurtuyorsun.’’ Gülbahar derin bir nefes alıp annesinin sorusuna ‘’ Yolda köpek gördüm korktum ondan dolayı herhalde yüzüm düştü’’ diye cevap verdi. Seher gülerek ‘’ Ben o köpeği biliyorum kangal dimi şu mahalleye yeni taşınan askerin köpeği o. Korkmasaydın kızım sevmeni istediği için dönüyordur etrafında hayvancağız.’’ Gülbahar duydukları karşısında askere daha da sinir oldu. ‘’ Aman anne istemesin sevmemi korkuyorum işte hayvan kadar köpek.’’ Annesi Gülbaharın bu dediğine dudak altından gülerek ‘’ Ne gibi olacaktı hayvan, hayvan gibi olur’’ deyince Gülbahar elinde yer alan ekmeği sinirli bir şekilde ısırmaya başladı. O sırada odaya hala uyanamamış bir şekilde Ayşe girdi. ‘’ Ayyy herkese günaydın. Neyden bahsediyorsunuz böyle hararetli ya uykum bile açıldı.’’ ‘’ Ne olacak ablan sabah ekmek almaya yolladım köpek çıkmış karşısına korkmuş onu anlatıyordu.’’ Ayşe o sırada Gülbahar’a dönerek ‘’ Abla ya o yeni taşınan asker ağabeyin köpeği sevmeni istiyordur kendisini korkulur mu ondan ya? Gülbahar Ayşe’ye dönüp ‘’ O köpeğin de asker ağabeyin de şimdi, korktum işte korktum yahu’’ diyerek bağırıp sofradan kalktı ve odasına doğru ilerledi. Ayşe ve Seher ise arkasından öylece bakakaldı.
Odasına gittiğinde yatağına oturdu ‘’ Ne askermiş arkadaş herkesin kim olduğundan haberi var bir benim yok. Bide köpeği sevilmeyi istiyormuş herkes sevsin bir ben sevmeyeceğim o iti.’’ Kendi kendine söylenirken yatağın yanında duran pencereye doğru yaklaştı. Dışarı bakarken Sibel’in penceresinin önüne gelip el salladığını gördü. Pencereyi açıp ‘’ Ne yapıyorsun kız orada gel de yukarı kahve içelim.’’ Sibel’i çağırdı. Sibel ise ‘’ Aç kapıyı hemen geliyorum hem sana anlatacağım çok önemli şeyler var.’’ dedi.
Sibel uzun zayıf esmer bir kızdı. Gülbahar’ın ise bu hayatta ki hem en yakın arkadaşı hem de sırdaşıydı. Kemal ile buluşmasına zamanında çok yardımcı olmuştu. Gülbahar koşarak kapıyı açıp Sibel’i içeri aldı. ‘’ Gel gel odama geçelim.’’ Dedi. Sibel ise olur manasında kafasını sallayıp Gülbahar’ın odasına doğru yöneldi. Gülbahar ise odaya girmeden Ayşe’nin yanına gitti. Ayşe hala kahvaltı yapıyordu. ‘’Ayşe ablacığım Sibel geldi yemeğini yiyince bize kahve yapar mısın?’’ dedi. Ayşe olumlu anlamda kafasını salladı ve Gülbahar ise koşarak odasına gitti. Odasına girer girmez Sibel’e meraklı gözler ile dönüp ‘’ EEE ne anlatacaksın bana.’’ dedi.Sibel'in yüzleri kızardı. Nerden lafa gireceğini bulmaya çalışıyordu.
- Şimdi bu bizim mahalleye yeni gelen asker var ya
- Eeeeee var.
- İşte ben ona aşık oldum.
Gülbahar ağzı bir karış açık şekilde ‘’ Kızım bu böyle dan diye mi söylenir. Hem adam taşınalı ne kadar oldu ki sen aşık oldun.’’ Sibel gülerek ‘’ Tam otuz gün on saat yirmi iki dakika’’ dedi. O sırada Ayşe pat diye içeri girip ‘’ Kahveler geldi’’ diye bağıdı. Gülbahar Ayşe’ye dönerek ‘’ Yahu Ayşe neden kapıyı çalıp gelmiyorsun şurada özel bir şey konuşuyoruz belki’’ deyip çıkıştı. Ayşe elinde ki tepsiyi oda da ki komodinin üzerine sert bir şekilde bırakarak ‘’ Abla bugün tersinden mi kalktın sabahtan beri bir sinirlisin. Özel dediğin şey Kemal ağabeydir. Onu da zati tüm mahalle biliyor.’’ Gülbahar gözlerini devirerek bakınca Ayşegül derin bir iç çekip ‘’ Off çıkıyorum tamam.’’ deyip Odadan ayrıldı. Ayşe odadan çıkar çıkmaz Gülbahar Sibel’e dönerek ‘’ Kurdeşen döktüm burada anlatsana’’ dedi.
- Şimdi geçen gün akşam amcamlardan tek başıma dönüyordum. Peşime bir adam takıldı. Çaktırmadan arkama baktığımda adam sendeleyerek yürüdüğünün farkına vardım. Galiba sarhoştu. Etrafıma baktım sokak ta kimse yoktu. Ben adımlarımı hızlandırdıkça o da hızlandırdı. Sonra kolumdan tutup ‘’ Dur yavrum acele acele nereye gidiyorsun demez mi’’ ay Gülbahar aklım çıktı aha bittin Sibel dedim. Adamı geriye itip korkarak kaçmaya çalıştım ama aceleden ayağım yere takıldı düştüm. Sarhoş üzerime doğru gelmeye başladı tam bana dokunacaktı ki arkadan biri adamın ceketinden yakalayıp ‘’ Sen kimi rahatsız ediyorsun lan’’ deyip bir yumruk savurdu. Adamı bir güzel dövdü. Sarhoş yerde öle bayılıp kaldı. Sonra yanıma geldi beni yerden kaldırdı. ‘’ İyi misin’’ diye sorduğunda bile şok içindeydim konuşamadım çocukla. Sonra baktı, iyi değilim beni eve kadar bırakmayı teklif etti. Ben de kabul ettim dercesine başımı salladım. Çünkü çok korkmuştum. Biri görürde yanlış anlar diye ben önde o arkada eve kadar yürüdük. Benim eve girdiğimden emin olduktan sonra kayboldu.’’
- Eeee nerden anladın asker çocuk olduğunu seni kurtaranın.
- Olayın sabahına Karabacak Sebiha geldi askerin bir sarhoşu etrafı rahatsız ediyor diyerek polise verdiğini söyledi. Düşünsene benim adımı bile geçirmemiş adım çıkar diye Gülbahar.
Gülbahar arkadaşının halinde kendini görüyordu. Sibel heyecandan elini ayağını nereye koyacağını bilmiyordu. Sonra geçen Hasan ile yaptıkları konuşma aklına geldi. ‘’ Geçen Kemal’e yazdığım mektubu yolladın diye Hasan’a vermeye gittiğimde bu asker yanındaydı. Maraş’a üç aylığına göreve gelmiş. Bir ayı gitti kaldı iki ay hemen bu çocuğu sana yapmamız lazım Sibel.’’ Sibel derin bir iç çekti ‘’ Biliyorum cancağzım işte sıkıntı tam da orda başlıyor. Ben şimdi seni daha iyi anlıyorum Gülbahar. Gittiğini düşündükçe kalbim sıkışıyor.’’ Gülbahar yanındayım dercesine Sibel’in elini tuttu. ‘’ Sibel biz oğlana asker asker diyoruz da adı ne ki bu çocuğun.’’ Sibel içten bir gülümseme ile ‘’ Serdar, Üsteğmen Serdar Baktaş.’’
- Ooooooo adını bırak adamın rütbesini öğrenmişsin.
- Karabacak Sebiha sağ olsun.
- Eee bu adam evli nişanlı falan olmasın ya da sevdiği.
- Karabacak Sebiha’dan aldığım bilgiye göre askerin hiç kimsesi yokmuş. Sevdiği bile yokmuş.
- Gülbahar kıkırdayarak ‘’ Karabacak Sebiha kırk yılda bir işe yaradı desene.’’ Dedi. Sonrasında arkadaşıyla beraber kahkahalara boğuldular. Bu sırada Gülbahar ‘’ Ayy kız senin Üsteğmen’e daldık kahveleri unuttuk ya’’ deyip kahveleri komodinin üzerinden alıp getirdi. Kahveleri içerken Sibel ‘’ Benden bahsettik sıra sende şimdi Kemal ağabey ne zaman geliyor.’’ Dedi. Gülbahar ‘’ İşte telefon ile konuşamadığımız için mektup yazıyoruz birbirimize. Hasan aracılığıyla da yolluyoruz.’’
- Kız Hasan’a tembih et o anasına çaktırmasın durumu yoksa işin içinden çıkamazsın.
- Yani herkes annesinin huyunu biliyordur. Ondan dolayı hiç tembih etme ihtiyacı görmedim ama bir dahaki sefere söylerim.
- İyi yaparsın cancağızım.
Sibel kahvesini bitirip tepsiye koydu. Sonra ayağa kalkarak ‘’ ben kalkayım annem geç kalma dedi. ‘’
- Kız daha yeni geldin nereye kalkıyorsun.
- Gideyim anneme bir saate gelirim diyerek evden çıkmıştım. Gideyim ki bir daha izin istersem dışarı çıkmak için yüzüm olsun.
- Yeni gelişmeler olursa haber et bana.
- Tamam ederim sen merak etme. Sen de haber et.
Gülbahar olumlu anlamda başını salladı. Sibel odanın kapısından çıktığı anda Seher ‘’ Kızım kalktın mı biraz daha otursaydın.’’ dedi.
- Sağ ol Seher teyze gideyim annem bekler.
- Sibel annene söyle sipariş ettiği nakışlar bitti kızım istediği zaman gelsin hem bir kahvesini içsin hem de bir baksın.
- Peki söylerim Seher teyze.
Sibel ve Gülbahar dış kapının önüne geldikleri zaman Gülbahar Sibel’in kulağına eğilerek ‘’ Kız nakışları da artık Üsteğmen Serdar ile evlendiğinde evinize serersiniz.’’ Sibel ellerinin açıp ‘’ Hadi inşallah ‘’ deyip yüzüne sürdü. Sonra ayakkabılarının giydi ve gitti.
Sibel gittikten sonra annesinin yanına gidip ‘’ Anne benlik bir iş var mı?’’
- Kızım kahvaltını bulaşığını yıka bide Ayşe ile birlikte bir evi silip süpürün. Bide akşama bir ekşili çorba yap da yiyelim. İçimiz ısınır. Bende yarın teslim edeceğim bir iş var onu yetiştireyim.
Gülbahar gidip annesinin yanaklarını tutup sıkıp sağa sola çekiştiridi. ‘’ Seher Sultan sen de iş var mı diye sormamı bekliyormuşsun.’’
- Napayım kızım şunları yetiştirmem lazım yoksa ben de yapardım.
- Merak etme canım benim şimdi hepsini yaparım.
- Sibel herhalde tüm sinirlerini aldı. Baksana sabah başında sinirden dumanlar çıkıyordu şimdi pamuk gibi olmuşsun.
Gülbahar gülerek ‘’ Hem de nasıl iyi geldi Seher Sultan.’’ Sonrasında annesinin dediği gibi önce kahvaltı bulaşıklarını yıkadı sonra Ayşe ile birlikte evi temizledi. İşlerini bitirince kanepeye oturdu. Ayşe’ye döndü ‘’ Kız Ayşe hadi bir yorgunluk kahvesi yap da içelim.’’
- Offf abla ya neden bu evde hep kahveleri ben yapıyorum.
- Çünkü sen küçüksün.
- Tek bir şartla yaparım.
- Neymiş o şartın.
- Sibel ablayla sabah ne konuştuğunu anlatacaksın. Yoksa yapmam.
Gülbahar Ayşe’ye doğru eğildi ‘’ Ayşe sana bir şey diyeyim mi?’’ Ayşe merakla eğilip ‘’Dinliyorum abla’’ dedi. Gülbahar daha da Ayşe’ye eğilerek ‘’ Sibel Ablan var ya?’’ Ayşe daha da meraklı bir şekilde ‘’ Evet var.’’
‘’ İşte sabah yaptığın kahveyi çok beğenmiş ondan hadi kalkıp da bir daha yap heri’’ Ayşe yüzü düşmüş bir şekilde ayağa kalkıp kahve yapmak için mutfağa doğru gitti. Gülbahar ise daha da yayılmıştı ki koltuğa zilin çalma sesi ile irkildi. ‘’ Ayşee kapı çalıyor baksana.’’ Ayşe sinirli bir sesle ile cevap verdi. ‘’ Hiç bakamam kahve kaynamak üzere taşar başından ayrılırsam , kalk sen bak.’’ Gülbahar söylene söylene kalktı kapıyı açtığında Hasan ile karşılaştı. ‘’ Buyur Hasan ne vardı?’’ Hasan kaşı gözü ile elindeki poşeti göstererek ‘’ anam nakış işletiyormuş da Seher teyzeye onun için ip yolladıydı.’’ Gülbahar kaşlarını çatarak ‘’ Hasan ne oluyor allahını seversen kaşın gözün ayrı oynuyor.’’ Hasan Gülbahar’a doğru hafif eğildi. ‘’ Gülbahar bacım poşetin içinde Kemal’in mektubu var. Onu getirdim aslında iplik bahane.’’ Gülbahar’ın gülerek ‘’ Çok teşekkür ederim Hasan’’
- Önemli değil Gülbahar bacım hadi görüşürüz.
Gülbahar koşarak odasına giderken Ayşe’de kahveleri yapmış odaya doğru götürüyordu. Ama Gülbahar’ın kendi odasına doğru yöneldiğini görünce ‘’ Abla kahve içecektik hem kimmiş gelen.’’ ‘’ Şey Hasan’mış iplik getirmiş sen geç içmeye başla kahveleri ben hemen geliyorum.’’ Ayşe Gülbahar’a bakarak başını salladı ‘’ Aptal âşık sanki Hasan ağabeyin mektup getirdiğini anlamadık.’’ Diyerek kahveleri oturma odasına götürdü.
Gülbahar ise odasına girdikten sonra yatağına oturup mektubu açtı ve okumaya başladı.
Gülüm,
İşlediğin atkıya kokun öyle güzel sinmiş ki bir nebze olsun özlemimim dinmesine yardımcı oldu. Her gün hayalin ile yaşıyorum. Bazen yokluğunu haykırmak istiyorum, o koca yüreğinin yanımda olmayışından duyduğum hüznü herkes bilsin diye. Sana olan sevgimi herkes iliklerine kadar hissetsin diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum.
Yani anlayacağın Gülüm ben artık sensiz yapamıyorum. Bu nedenle kışın tatile geldiğim zaman nişan yüzüklerimizi takalım gelecek yaza da düğünümüzü yapalım diyorum. Derslerim ile senin hasretin aynı anda yürümüyor. Burada yanımda olursan her şey sanki daha kolay olacak gibi hissediyorum. Gelecek haftaya annem ile babam ziyarete yanıma geliyor. Geldikleri zaman konuyu açacağım.
Eğer senin de düşüncen benim gibiyse cevabını en kısa sürede bekliyorum.
Ve seni çok seviyorum.
Hoşça kal Kemal.
Gülbahar mektubu katladı ve zarfına koydu. Gözlerinden mutluluk gözyaşı dökülmeye başladı. Kemal ile evlilik yoluna girmek onun için imkânsız bir hayal gibi geliyordu. Ama sonunda bu hayalin gerçekleşmesi için bir adım atılması bile içinde kaybolmuş olan umutlarının bir nebze olsun gün yüzüne çıkmasını sağlamıştı. Derin bir nefes aldı ve yatağına uzandı. İçi içine sığmıyordu. Kemal’e hemen cevap yazmak için sabırsızlanıyordu lakin rahat bir şekilde cevap yazabilmesi için evdeki herkesin yatmasını beklemesi gerekiyordu. Akşam olana kadar yattığı yatağında Kemal ile gelecek güzel günleri hayal etmeye devam etti.
******************************************
FİRUZE’DEN
Hastane de ki doktorlar için ayrılmış olan dinlenme odasının önünde yaralı ve aynı zaman da müthiş yakışıklı hasta ile ilgili rapor vermek için bekliyordum. Dinlenme odasının tam önünde beklememin nedeni ise Melek Komutan’ın içerde uyuyor olmasıydı. Normal hayatta çekilmez bir kadın iken uykudan uyandırılınca iyice çekilmez bir hal alıyordu. Derin bir nefes aldım ve odadan içeri girdim. Melek Komutan’ın uyuduğu koltuğa doğru ilerledim. Elim ile omzuna dokunarak ‘’ Hocam uyuyor musunuz.’’ diyerek soru yönelttim.
Yok kadın uyumuyor çiftetelli oynuyor Firuze.
Melek Hoca gözlerini açmadan ‘’ Umarım önemli bir şeydir Firuze yoksa Tunceli’ye döndüğümüzde seni yüz tane şınav bekliyor.’’
- Komutanım siz dediniz ya saat başı yaralı asker ile ilgili bilgi vereceksin diye ben onun için gelmiştim.
- İyi söyle ve uykum kaçmadan git.
- Komutanım vitaminleri verdim kan değerleri yerine geldi. Antibiyotiklere de devam ediyorum. Solunumu da iyiye gidiyor.
- Hadi telefon numarasına bir adım daha yaklaştın. Neyse ben uyanana kadar gözüme gözükme.
Kadın uykulu hali ile bile laf vurmaktan asla vazgeçmiyordu. Derin bir off çektim. Ayaklarım yorgunluktan çok ağrıyordu. Çok da uykum vardı. Tekrardan Melek Komutan’a döndüm tatlı bir sesle ‘’ Komutanım’’ diye seslendim. O ise aynı gudubet haliyle ‘’ Ne var Firuze’’ dedi. ‘‘ Komutanım askerin durumu iyi acaba şu koltuğa da ben kıvrılsam olmaz mı?’’ Tek gözünü açtı ve eline telefonunu aldı. Telefonunun alarmını bir saat sonraya kurdu ve bana dönerek ‘’ Sadece bir saat uyuyabilirsin. Bir saat sonra gidip askeri tekrar kontrol edeceksin.’’ Dedi. Sonra gözlerini yumup arkasını döndü ve uyumaya devam etti. Hiç vakit kaybetmeden Melek Komutan’ın yan tarafında bulunan koltuğa önce ayağımda ki botları çıkarmak için oturdum. Botları çıkardıktan sonra ise koltuğa uzandım.
Bir saat sonra Melek Hoca’nın kurmuş olduğu alarma zar zor gözlerimi açtım. Alarmı kapatıp botlarımı giyerek yoğun bakım odasının önüne doğru ilerledim. Odanın önüne geldiğim zaman ağabeyimi ziyaretçiler için ayrılmış koltuklarda başını duvara yaslamış olarak uyuklarken gördüm. İçimden bir ses onu görmezlikten gelip yoluna devam et dedi. Ama diğer ses o küçüklüğümden beni koruyup kollayan ağabeyimi hatırlamamı söyledi. Derin bir iç çektim ve ikinci sese kulak verdim. Hastanenin yukarı katında çıktım. Orada boş olan bir oda bulup ağabeyimin yanına geldim. Hala aynı pozisyonda uyuyordu. Karşısına geçip boğazımı temizledim. Tam uyandıracaktım ki gözlerini açtı ‘’ Evet seni dinliyorum’’ deyince beklemediğim bir hareket olduğundan dolayı irkildim.
- Sen nasıl anladın ya seni uyandıracağı mı?
- Unutuyorsun herhalde ben bir askerim.
- Öfff tamam neyse yukarda sana oda ayarladım 208 numara git uyu orada, askerin de iyi merak etme.
- Az önce selamımı bile triple alıyordun hayırdır neden şimdi burada uyumama gönlün razı olmadı da bana uyumam için oda ayarladın.
- Aslında ayarlamayacaktım biliyor musun? Boş ver Firuze ne hali varsa görsün dedim içimden. Ama sonra annemin sözü geldi aklıma ne demişti dur sen hatırlamazsın şimdi ben söyleyeyim sizi birbirinize emanet ediyorum. O geldi aklıma senin gibi annemin sözünü çiğneyemedim. Şimdi ister gider odada uyursun istersen de çok sevdiğin askerini burada beklersin.
Sözlerimi bitirip yoğun bakım odasına yöneldim. Ağabeyim de o sırada cebinden telefonu çıkardı. ‘’ Asil hastaneye sen gel Furkan’ın başında bekle. Yok oğlum bir şey karargahta işlerim var. Hadi bekliyorum’’ dedi. Yoğun bakımdan içeri girdikten sonra Furkan’ın yanına doğru yöneldim. Solunumu gayet iyiydi. Yarası da iyiye gidiyordu. Bir gün daha yoğun bakımda kalıp normal odaya alınabilirdi. ‘’ Hadi yırttın Üsteğmen. Biliyor musun? Arkadaşların seni çok seviyor. Asil diye bir çocuk var senin için ağladı ya bildiğin. Sizin ekip de yeni herhalde. Bide o çok seviyor seni anlaşılan. O işte ağabeyim. Keşke beni de seni sevdiği kadar sevseydi. Benim hayatımda özendiğim iki adam vardı. Biri babam biri ağabeyim. Babam için doktor ağabeyim için ise asker oldum. İkisi de beni bu hayatta yalnız bıraktı. Aman neyse zati aldığın ilaçlar kafanı uyuşturuyor. Bide ben tuzu biberi oldum. Şimdi son sözüm sana şudur. Bu şekilde direnmeye devam et. Devam et ki sevdiklerin de senin buradan sapasağlam çıkarken görsün. Şimdi gidiyorum. Ama bir saat sonra tekrar geleceğim.’’
Yoğun bakım odasından çıktığımda bu sefer kapıda Asil vardı. Koşarak yanıma geldi. ‘’ Komutanım nasıl oldu.’’ Gülümseyerek elimi omzuna koydum ve ‘’Müjdemi isterim gayet iyi. Yarında yoğun bakımda tutarız. Ertesi gün ise Allahın izniyle normal odaya alırız. ‘’ Asil aniden beni kendine çekti ve sarıldı. ‘’ Çok sağ olun.’’ Sonra yaptığının farkına varıp ‘’ Çok özür dilerim sevinçten oldu.’’ Dedi. Ben ise gülümseyerek ‘’ Önemli değil’’ dedim.
- Komutanım o zaman ben timi arayıp güzel haberi vereyim.
- Hadi ver bakalım.
Asil yanımdan ayrılırken bir an düşündüm. Acaba ben Furkan’ın durumunda olsaydım benim için üzülen arkadaşlarım olur muydu? Olsa bile bir elin parmaklarını geçmezdi herhalde. Önce halam ve teyzem üzülürdü. Sonra Melek Komutan ve en yakın arkadaşım Sena. Acaba o üzülür müydü? Ağabeyim olan şahıs. Furkan’a endişelendiği gibi endişelenir miydi benim için. Derin düşünceler içindeyken telefonumun sesi ile birden irkildim. Telefonu elime aldığım da Melek komutanın ismini gördüm.
- Buyurun komutanım.
- Firuze iki dakikaya kapıda ol. Emir geldi karargâha dönüyoruz.
- Emredersiniz Komutanım.
Hemen acil de nöbette olan Hande’nin yanına inip doktor gelene kadar kontrol etmesini ve hangi ilaçları verilmesi gerektiğini söyledim. Furkan’ın durumu ile ilgili bilgi alabilmek adına telefon numarasını aldım. Sonrasında ise koşarak hastanenin önüne çıktım. Melek Komutan beni gördüğünde saatini göstererek ‘’ Tamı tamına üç dakika geç kaldın.’’ dedi ve açıklama yapmama izin vermeden binmem için bizi almaya gelen aracı gösterdi. Karargâha dönerken sabah ezanının sesi geliyordu. Gözlerimi kapatarak ezanı dinledim. Ezan sesi içimde ki tüm olumsuzlukları alıp götürdü ve yüreğimi bir kuş gibi hafifletti.
**************
FERİT’DEN
Hastaneden çıktığım zaman kafamı dağıtmak için karargâha gitmeye karar verdim. Diyarbakır’a yavaştan yaz gelmek üzeriydi. Yolda Firuze’nin bana söylemiş olduğu şeyleri düşündüm. Annem bizi birbirimize emanet etti demişti. Haklıydı da ben onu çok yalnız bırakmıştım. Annemin emanetine sahip çıkamamıştım. Ama o kadın yani Firuze’nin babaannesinin söylediği sözler içimi öyle bir yakmıştı ki daha fazla o evde kalamazdım. Annemin cenazesinden bir kaç gün sonra beni kenara çekmiş ‘’ Annen varken de bu evde fazlalıktın. Şimdi bu evde hiç yerin kalmadı. Nasıl yapar edersin bilmiyorum defolup gideceksin bu evden’’ demişti. Bu sözleri söylediğin de ise daha on beş yaşımdaydım. Daha annesizliğe bile alışamamıştım.
Küçüklüğümden beri babam gibi asker olmak istiyordum. Bu nedenle askeri lise sınavlarına girmiş ve kazanmıştım. O evden ayrılırken arkamda gözü yaşlı ve yaralı kardeşimi bırakmıştım. Ama o kadar öfkeliydim ki insanlara ve hayata kardeşimi bile yok saymıştım. Annemden sonra babası da kalp krizinden vefat etmişti. Firuze hayatta kimsesi kalmadığı için babaannesi büyütmüştü. Onu o gaddar kadının eline bıraktığım için o kadar pişmanım ki eskiden insanlara hayat olan öfkemi şimdi kendime karşı hissediyordum
Karargâha vardığım zaman aklımdaki düşünceler ile birlikte gözlerimden boşalan yaşları sildim. Derin bir nefes alıp arabadan indim. İçeri girdiğim zaman Ömer’in yanıma koşarak geldiğini gördüm.
‘’ Komutanım Asil aradı şimdi Furkan Üsteğmen’i yarından sonra normal odaya alacaklarmış.’’ Duyduklarım karşısında içim de yer alan hüzün bir nebze olsun azalmıştı. Furkan benim bu hayatta ikinci kardeşim gibiydi. Ömer’in sırtını sıvazlayıp ‘’ Çok şükür kardeşim’’ dedim. ‘’ Tufan’a söyle evine gitsin yengeyi tek bırakmasın daha fazla. Sizde dinlenin. Sabah Asil karargâha gelsin biriniz Furkan’ın yanına gidin.’’ Ömer ‘’ Peki komutanım’’ dedi ve arkadaşlarının yanına gitti. Saatime baktım daha sabah namazına vaktine az kalmıştı. Odama gidip lavaboda abdestimi tamamladıktan sonra sabah namazının sesini duydum. Gözlerimi kapatıp dinlemeye başladım. Sesi o kadar iyi gelmişti ki içimi sanki bir huzur kaplamıştı. Seccademi serip namazı kıldım. Namaz sonrasında ellerimi açtım ve dua etmeye koyuldum.
‘’ Rabbim bilip bilmeden işlemiş olduğum tüm günahlardan sana sığınırım. Kardeşimin beni affetmesini nasip eyle. Gizli bir şekilde de olsa yanında olmaya çalıştım ama onu gene de hayatta bazı yönlerden yalnız bıraktım. İkinci kardeşim olan Furkan’a acil şifalar nasip eyle. Benim bu hayatta senden ve kardeşlerimden başka kimsem yok ne olur beni onların acısı ile sınama rabbim. Amin’’ deyip ellerimi yüzüme sürdüm. Sonrasında kalkıp seccademi topladım. Odamda ki pencerenin önüne oturup dışarıyı seyretmeye koyuldum.
Dünyada yaşamımızı sürdürürken pişmanlıklarımız ayaklarımıza bir ip gibi dolanır. Önemli olan ayağımıza dolanmış olan iplikleri çözüp yolumuza devam etmektir. Bugün Firuze’nin gözlerinde bana olan özlemini gördüm. Bu nedenle bir karar verdim. Hayatım pahasına da olsa kardeşimi geri kazanacak son nefesime kadar onun yanında olacaktım.
Yorumlar
Yorum Gönder